Мы используем файлы cookie.
Продолжая использовать сайт, вы даете свое согласие на работу с этими файлами.

Timur

Подписчиков: 0, рейтинг: 0
Timur
تیمور
Timur reconstruction03.jpg
Timur Sultanı
Hüküm süresi 1370-1405
Önce gelen Emir Hüseyin
Sonra gelen Halil Sultan
Doğum 8 Nisan 1336
Hoca Ilgar, Şehrisebz, Türkistan (Bugün Şehrisebz, Özbekistan)
Ölüm 18 Şubat 1405 (68 yaşında)
Otrar, Seyhun, Türkistan (Bugün Kazakistan)
Defin Gur-i Emir, Semerkant
Eş(ler)i Saray Mülk Hanım
Çolpan Mülk Ağa
Alcaz Türkan Ağa
Tukal Hanım
Dilşad Ağa
Tuman Ağa
Bibi Hanım
Çocuk(lar)ı Miranşah
Şahruh Mirza
Hanedan Timurlu Hanedanı
Babası Muhammed Turagay
Annesi Tekina Hatun
Dini İslam

Timur (Çağatayca: تیمور - Temür) (8 Nisan 1336 - 18 Şubat 1405) sonrasında Timur Küregen (Çağatayca: تيمور کورگن Temür Küregen), Timurlu İmparatorluğu'nun kurucusu olan Türk-Moğol asker ve komutan. 1370'ten itibaren düzenlediği seferlerle günümüzdeki Orta Asya, Rusya, İran, Hindistan, Afganistan, Kafkasya, Ortadoğu ve Anadolu'nun büyük bir bölümünü ele geçirmiştir. Çağatay ulusunu oluşturan kabilelerden Barlaslar'ın reisi olan Turagay ile Tekina Hatun'un çocuğu olarak 1336'da Semerkant yakınlarındaki Şehr-i-Sebz'e bağlı Hoca Ilgar köyünde dünyaya gelen Timur, 1370'te Çağatay Hanlığı'nın batısını kontrol altına alan askeri bir lider olarak kendini göstermiştir.

Timur, katıldığı bir savaşta ayağı aksak kalacak şekilde darbe aldığından dolayı kendisine Aksak Timur anlamına gelen Farsça Timur-i leng,Türkçeleşmiş olarak Timurlenk, Batılılar tarafından ise Tamerlane denilmekteydi. Timur'un düşüncesi Cengiz Han'ın ölümünden sonra parçalanan ve onun torunları tarafından kurulan Çağatay Hanlığı, İlhanlılar ve Altın Orda kalıntıları üzerinde Cengiz İmparatorluğunu tek bir siyasi çatı altında yeniden ayağa kaldırmaktı. Seferleri de bu düşüncesini doğrular niteliktedir ve saltanatının sonuna doğru bunu büyük ölçüde başarmıştır. Ön­ce yeniden birleştirdiği Çağatay ulusunun başına geçti. Ardından batıda Hülagû Han topraklarını kendi hükümdarlığına kattıktan sonra kuzeye yönelip, Altın Orda'nın üzerinde ege­menlik sağladı. Ancak 1405 yılında Çin'i fethetmek üzere düzenlediği seferde yolda hastalanarak vefat etti. Timur, hayatı boyunca Cengiz Han yasasına çok önem vermiştir. Cengiz Han soyundan Kazan Han'ın kızı Saray Mülk Hanım'ı nikâhına alarak damat anlamına gelen Küregen lakabını taşımaya hak kazanmıştır.Cengiz Han'ın soyundan gelmediği için "Han" unvanı yerine "Emir" unvanını kullanmıştır ve ölünceye kadar kukla dahi olsa, Cengiz Han soyundan birini Han olarak yanında taşımıştır. Timur bir yandan Cengiz yasasının uygulayıcısı olurken diğer taraftan kendine İslamın Kılıcı şeklinde atıfta bulunarak fetihlerini meşrulaştırmak amacıyla İslami semboller kullanmıştır. 1398'de Hindistan'da Delhi Sultanlığı, 1401'de Suriye'de Memluk Devleti ve 1402'de Ankara Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne karşı kazandığı zaferlerden sonra İslam dünyasındaki en büyük güç konumuna geldi. Hristiyan Gürcüler, ateşe tapan Hindular ve İzmir'de Hristiyan Şovalyeleri'ne karşı hareket ederken gaza ödevini yerine getiren gazi hükümdar imajını üstlendi. Ancak kimi tarihçilere göre Timur için yasa, şeriattan önce gelmekteydi.

Seferlerinin en büyük ve uzunları Batı Asya'daki seferleridir. Birincisi üç, ikincisi beş ve üçüncüsü yedi yıl sürmüştür. Kanlı ve yıkıcı seferlerine rağmen, fethettiği ülkelerdeki âlimlere, ustalara ve sanatkârlara zarar verilmesine müsade etmeyerek, onları başkentinde toplamış Semerkant'ın o dönemin en önemli ilim, kültür ve sanat merkezlerinden biri olmasını sağlamıştır. Timur'un kurduğu devlet, Türk-Moğol devlet esasları ve Türk­-Moğol askeri teşkilat unsurları ile İslam, bilhassa İran medeniyeti un­surlarının kendine özel bir birleşimidir.Müslüman olmasının yanı sıra eski Türk-Moğol geleneklerini de yaşatmaya çalışmıştır.

Soyu ve Ailesi

Timur, Türk kimliğini gururla benimsemiş ve kendisine yakıştırılan "Moğol" ifadesinden nefret etmiştir.

Ahmed İbn'i Arabşah'ın, Acaibu'l-Makdur adlı eserinde Timur'un hayatı çalışmasının el yazması, Adilnor Koleksiyonu, İsveç
Timur ve Oğullarını gösteren kısım. Mirzaların isimleri Uygur ve Arap harfleri ile yazılmıştır.

Cengiz Han ölmeden önce imparatorluk topraklarını oğulları arasında paylaştırmıştı. Han, Kaşgar civarı ile Maveraünnehir'in büyük bölümünü ikinci oğlu Çağatay’a vermiş, Moğol İmparatorluğu'nun 1294'te parçalanmasından sonra bu topraklara Çağatay'ın soyundan gelenlerin hükmettiği devlete Çağatay Hanlığı denilmekte idi. Çağatay hükümdarları Tengricilik inancını benimsiyorlardı. Ancak içlerinde Budist olanlar da vardı. Çağatay Hanlarının ciddi İslamlaşması ise Tarmaşirin'in İslam'ı kabul etmesinden sonra yaşanmıştır. 1331-1334 yılları arasında hüküm süren ve Müslüman olduktan sonra Alaaddin ismini alan Tarmaşirin, Müslümanlığı seçen ilk Çağatay Hanıdır. Bu dönemde Maveraünnehir'de yaşayan ve kent kültürüne adapte olan Çağatay Hanlığı bünyesindeki halk, kendilerine "Çağataylı" olarak hitap etmeye başlamıştır. Bu dince İslamlaşmış, dil olaraksa Türkleşmiş Çağataylılar tarihçiler tarafından Çağatay Türkleri ve kullandıkları dil de Çağatayca ya da Çağatay Türkçesi olarak adlandırılmıştır.

Timur, o dönemde Çağatay Hanlığı toprakları içerisinde yer alan Semerkand şehri ile Belh şehri arasında Şehr-i Şebz şehri sınırları içerisinde yer alan Keş şehrine bağlı Hoca Ilgar köyünde dünyaya geldi. Şerefeddin Al-i Yezdi'nin Zafername adlı eserinde Timur'un doğum tarihi 27 Nisan 1336 Salı, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi'ne göre Sıçan Yılı olarak verilmektedir. Rivayete göre Timur, avucunda pıhtılaşmış kan ve ihtiyar adam saçları gibi beyaz saçlarla doğmuştur. Avucunda kan ile doğması zamanın hakimi anlamına gelen sahip kıranlık alameti olmakla beraber ileride çok kan dökeceği biçiminde yorumlanmıştır. Timur Sâhipkıran unvanını ilerleyen yıllarda Cihangir unvanını ile birlikte kullanmıştır. Saçlarının beyazlığı ise erken yaşta meydana gelen bir olgunluk görülüp onun ileride büyük işler başaracağına inanılmıştır.

Kaynaklarda Timur'un babasının adının Turagay, annesinin adının Tekira Hatun olduğu kaydedilmektedir. Çağatay ulusunu oluşturan Türk-Moğol kabilelerinden Barlaslar'ın reisi olan Turagay sadece kendi kabilesinde değil Tüm Çağatay ulusunda itibarlı bir bey idi. Moğolların Gizli Tarihi adlı eserde belirtildiğine göre Barlaslar aynı zamanda Cengiz Han'ın da atası olan Moğolların efsanevi atası Alangoya'nın soyundan gelmektedir. Dul olduğu halde iki çocuk doğuran Moğolların büyük efsanevi atası ve büyük annesi olarak kabul edilen Alangoya yalnızca Cengiz Han’ı değil onunla birlikte “Nirun” yani ışığın çocukları adı verilen bir yığın boyu ilgilendirir. Cengiz Han’ın boyu Borciginler gibi Timur'un boyu Barlaslar da bunlar arasında sayılmaktadır. Barlaslar boyundan olan Timur’un 15. yüzyılın başına ait mezar kitâbesinde de Alangoya'dan, tıpkı Meryem Ana gibi hürmetle bahsedilir. Yine Timurlu dönemine ait bir minyatürde Alangoya yanında bir kurt ile tasvir edilmiştir.

Timur'un doğduğu dönemde Barlaslar, İslam dininin dışında Şamanizme ve Budizime mensup insanları da barındırmaktaydı. Aynı zamanda bu yoğun halk hareketleri halkların kültürel olarak birbirlerini etkilemelerine ve karışmalarına neden olmuştur. Bunun doğurduğu sonuçlardan biri olarak bir Moğol boyu olan Barlaslar, Moğolcanın yanı sıra Türk dillerinin Uygur kökenli bir türü olan ve Farsçadan yoğun şekilde etkilenmiş olan Çağataycayı da kullanmaktaydılar. Avrupalı tarihçiler arasında yaygın görüş Timur'un Moğol olduğu yönündedir. Timur'un Moğol kökenli olmadığınıTürk kökenli olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır. Elçi olarak Semerkand'a Timurun sarayına giden İspanyol asilzade Ruy Gonzales De Clavijo Timur'un Hayatı & Kadiz'den Semerkant'a Seyahatler kitabında Timur'un, Türk göçmenlerinin ırkından olup soylarıyla övünen asil bir nesilden geldiğini belirtmiştir. Richard Bulliet, Barlasların Moğollukla ilgisi olmadığını söylerken Rene Grousset'de Timur’un kendi zamanında yazılan kitaplarda soyunun Cengiz’e dayandırıldığını, halbuki onun Moğollukla alâkası olmadığını belirterek Timur’un Türk olduğunu söylemektedir. Zeki Velidi Togan'a göre Cengiz Han Türk’tür bu nedenle Timur da Cengiz ile aynı kökten olduğu için o da Türk’tür. Fransız Türkolog Jean-Paul Roux ise Timur'un Türkleşmiş bir Moğol olduğunu ileri sürmektedir. Türkiye'de Timur tarihinin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. İsmail Aka, Timur ve Devleti adlı eserinde, Timur ve Cengiz’in aynı soydan geldiklerini yazmaktadır ancak, Türk veya Moğol olduğu konusunda bir şey söylememektedir. Ona göre Timur’un ilk evlilikleri ve kız kardeşlerinin yaptığı evlilikler onun soyunun alelade bir yere bağlanmadığını göstermektedir. Prof. Dr. Hayrunisa Alan da Bozkırdan Cennet Bahçesine Timurlular adlı eserinde Timur ve Cengiz’in uzak atalarının bir olduğunu belirtmektedir. Ancak, o da İsmail Aka gibi Timur’un Türk ve Moğol olduğu konusunda bir şey söylememektedir.

Emir Timur'un soyu ölümünden sonra torunu Uluğ Bey tarafından Isık Göl civarından getirilip Semerkant'ta yazılarak, Timur'un mezarı üzerine dikilen yeşim taşı üzerinde şu şekilde kaydedilmiştir: Emir Timur Küregan b. Emir Turagay b. Emir Berkel b. Emir İlengir b. Emir İtil b. Emir Karaçar Noyan b. Emir Suguçcin b. Emir Erdemci Barula b. Emir Kaçulay b. Emir Tummanay. Timur'un ceddi Tumanay'ın beşinci göbekten Cengiz Han'ın da atası olduğu düşünülmektedir.

Askeri ve siyasi hayatı

İlk yılları ve Maveraünehir'e hakim oluşu

Timur Belh Savaşı'nda

Çağatay Hanı Tuğluk Emir Timur 1360 yılında Maveraünnehir’e geldiği dönemde burada bulunan bazı beyler bölgeyi terk etmelerine rağmen Timur akıllıca bir iş yaparak Çağatay hanına bağlılığını bildirdi. Bundan böyle, Çağatay Hanı'nın bendesi olacaktı. Karşılığında ise atalarının yurdu olan Keş ve çevresi kendisine bırakılmıştı. Yirmi dört yaşındaki Timur, Barlas boyunun başına geçmeyi başarmıştı. Timur, yeni durumunu pekiştirmek için Horasan'ın Belh şehrinde bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmış, soylu yönetici Kazakhan'ın torunu Emir Hüseyin'inin yanına giderek onunla ittifak kurdu. Timur'un, Hüseyin'in kız kardeşi Aliye Türkanağa'yla evliliği aralarındaki ilişkiyi pekiştirdi. Timur'un Çağatay Hanına bağlılığı uzun sürmedi, çünkü bazı boy beylerinin çı­kardığı kanlı bir ayaklanma sonucu, Çağatay Hanı oğlu İlyas Ho­ca' yı Maveraünnehir'e vali olarak atadı. Çağatay Hanı Tuğluk Timur, oğlu İlyas Hoca Oğlan'ı Maveraünehir'in idaresine getirirken, Emir Begicek'i onun atabegliğine, Timur'u da hizmetine tayin etmişti. Timur, emir komuta zincirinde ikinciliğe razı olmadı. Tepki vermekte hiç gecikmedi. Timur ve Hüseyin o andan itibaren kanun kaçağı olup gizlenmek zorun­da kaldılar. Ondan sonraki birkaç yıl, iki arkadaş Timur ve Hüseyin geçimlerini eşkıyalık, yol kesicilik ve paralı askerlikten sağlayarak, Asya'nın yukarı taraflarında dolaşıp durdular. Kimi zaman şansları yaver gidi­yor ve hatırı sayılır bir ganimet ele geçiriyorlardı. Fakat Çağatay Hanına yerlerini belli etmemek için devamlı hareket etmek zo­rundaydılar. Tarihi kayıtlara göre, bir ara Timur'un maiyetinde yalnızca karısı ve bir tek adamı kalmıştı. 1362'de Horasan'a kaçarlarken Türkmenler tarafından yakalandılar ve Mahan'da karısıyla birlikte haşerat dolu bir ahırda iki ay hapse­dildikten sonra serbest bırakıldılar. Bu sırada düşman karşısında zor duruma düşen Sistan hakimi Melik Fahrenddin'in kendilerini çağırması üzerine bin kişilik bir kuvvet ile yardıma geldiler. Kendilerini yardıma çağıran Fahreddin'in vaatlerini yerine getirmemesi üzerine buradan ayrılmak isteyince Sistanlılar tarafından yolları kesildi. Timur, sağ bacağıyla sağ kolunu aksak bırakan ve düşmanlarının onu aşağılamak için kullandığı Aksak Timur lakabını ilham eden yarayı burada muhtemelen Afganistan'ın güneybatısında, bugün Deşt-i Mergi (Ölüm Çölü) olarak bilinen bölgenin bir yerinde aldı. Burada yapılan çarpışmada Timur'un sağ eline ok isabet ederek yaralandı. Muhtemelen ayağının sakatlanması da bu çarpışma esnasında olmuştur.

1402 Yılında Timur'un İmparatorluğu. Kaynak: Tarih-i Umumi Osmanii Atlası, Mehmed Eşref 1913
1402 yılında Timurlular'ın hükmettiği yerler.

Yaralarının iyileşmesinden sonra Timur ve Hüseyin tekrar Maveraünnehir'e geldi. O dönemde, hem kendi şanını yürütmek hem Maveraünnehir'i ele geçirmek için savaş alanında kullandığı, kendi icadı olan dahiyane taktiklerle nam salmaya başladı. Bir çarpışmada askerlerine, düşmanın kendininkinden kat kat üstün olan güçleri etrafındaki tepelerde yüzlerce kamp ateşi yaktırarak, onları dört bir yandan kuşatıldıklarına inandırmıştı. Hasımları kaçarken, onları kovalayan askerleri­nin eyerlerine bol yapraklı ağaç dalları bağlatmış, böylece kalkan toz duman içinde dev bir ordunun gelmekte olduğu sanısını uyandırmıştır. Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı. Tirmiz, Belh ve Semerkant yakınlarındaki Şehrisebz şehirlerini İlyas Hoca Oğlan'ın adamlarının elinden aldı. Timur ve Hüseyin uzun mücadelelerden sonra Maveraünnehir'e hakim olmuşlardı. Kurultay toplayıp, Tuva Han'ın torunlarından Kabilşah Oğlan'ı han ilan ettiler. 1365 yılında Maveraünnehir'in eski valisi İlyas Hoca bir kez daha işgale kalkışmıştı. Timur'la Hüseyin'in güçleriyle karşılaştığı zaman, ordusu Taşkent yakınlarındaydı. Moğolların üstüne çullanan Timur, üstünlüğü ele geçirdi ve şe­kil olarak komutanı durumunda bulunan Hüseyin'e, kendi adamlarıyla düşmanın işini bitirmesi için işaret verdi. Fakat Hüseyin geri durdu. Moğol güçleri, bu hayati yanlıştan fayda­lanmakta geç kalmadılar; saldırıya geçip dört bir tarafta kılıç­tan geçirilmedik adam bırakmadılar. On bin kişi öldü. Timur'la Hüseyin, Ceyhun Nehri'ni geçerek güneye doğru kaçtılar. Bu olay Hüseyin'le it­tifakı konusunda içine kuşku tohumları ekmişti. Çarpışmanın en kritik anında, müttefiğiyle birlikte vuruşmayı reddeden Hüseyin'e karşı güveni sarsıldı. Timur, kendini ihanete uğramış sayıyordu. Ancak Emir Kazakhan'ın torunu soylu göçebe Hüseyin, resmen Timur'un üstüydü. Mir çarpışmasında uğradığı ağır kayıpların telafisi için Timur'un emirleri ve askerleri üzerine, ceza niteliğinde bir kafa vergisi salmıştı. Tarihi kayıtlara göre bu o kadar yüksek bir meblağdı ki hiçbirinin ödemesine olanak yoktu. Timur atlarını, hatta Hüseyin'in kardeşi olan karısı Aliye'nin altın ve gümüş kolye ve küpelerini vermek zorunda kaldı. Hüseyin, bunların aile mü­cevherleri olduğunu bile bile, hiç oralı olmadan hepsini aldı. Mir çarpışmasından bir yıl sonra Timur'la Hüseyin, Semerkand'ın bağımsız Serbedar yönetimini mağlup ederek buranın yeni yöneticileri olmanın zaferini kutladılar. İki savaşçı arasındaki ittifak, Timur'la Hüseyin'in kardeşi Aliye'nin evlenme­si ile mühürlenmişti. Aliye'nin bu sıradaki ölümü, aileler ara­sındaki son bağı da kopardı. Timur 1370'te Hüse­yin'in başkenti Belh'e doğru hücuma geçti. Timur galip gelip şehri ele geçirdikten sonra Hüseyin, yakalanarak ona teslim edildi. Daha önce canını bağışlama sözü verdiği için Hüseyin'in öldürülmesini emretmeyen Timur, gene de onunla kardeşini öldürdüğü için arasında husumet bulunan adamlarından Key­hüsrev'in, bu işi yapmasına engel olmamıştır. Timur, Hüseyin'in yenilgisi ve katledilmesinin ardından Cengiz Han'ın, en yüksek idari makamın ancak hükümdar soyundan asil kanlı bir kişiye verilebileceği töresinden hareketle, kukla ve sadece sözde yönetici olarak, bir Çağatay hanını başa getirdi. Bu yalnızca adet yerini bulsun diye yapılmıştı. Gerçek ik­tidar Timur'un elinde idi. İbn Arabşah, "hem yö­neten hem yönetilen onun hükmü altındaydı," diye yazar. Bu tarihte Sultanların nezdinde Halifeler nasılsa o da öyleydi. Bu güç ve mevki paylaşımının aslı, gayet gösterişli bir tahta çıkma töreniyle, tam olarak ortaya çıktı. 9 Nisan 1370'te Timur, Belh kurultayının onayıyla, Çağatay hükümdarı olarak taç giydi. Emir Hüseyin'in Haremi ve hazineleri de Timur'un eline geçti. Timur bunlardan dördünü kendi haremine aldı bazılarını da yanındaki ileri gelen beylere verdi. Timur'un zafer ganimetieri ara­sında Hüseyin'in dul eşi Saraymülk Hanım da vardı. Bu, Ma­veraünnehir'in son Çağatay Hanı Kazan'ın kızı ve Cengiz Han'ın sülalesinden gelme soylu bir kadındı. Timur, Saraymülk Hanım'ı eş olarak alıp idaresine meşrui­yet kazandırdı. Bu evlilik, Saray Mülk Hanım'ın han kızı olması dolayısıyla Timur'a han damadı anlamına gelen küregen(Gürgan) unvanını taşımaya hak kazandırmıştır. Bundan böyle ve ömrünün sonuna dek, kendi adıyla çıkarttığı paralarda, Cuma hutbelerinde ve tüm törenlerde kendine, Hanlarhanı'nın damadı anlamında, Timur Gurgan dedirtti.

Harezm seferleri

Emir Timur'un ordusu

Cengiz Han'a ait ülkelerin taksiminde Kuzey ve Batı Harezm Cuci ulusuna, Kat ve Hive Çağatay ulusuna ait idi. Timur da kukla han tayîn ederek idâreyi ele alan bir emîr olarak Cengiz Han soyundan Suyurgatmış Han'ı tahta çıkardıktan sonra Çağatay hanedanı adına hareket etme imkânı bulmuştu. Timur, Kongurat Oymağından Tengüdey'in oğullarının elinde olan Harezm bölgesinin önemli şehirleri Kat ve Hive ile ilgilenmekteydi. Buraları kontrol eden Hüseyin Sofi'ye elçi göndererek bu iki memleketin Çağatay Han'a ait olduğunu, bu yüzden burayı bırakmasını istedi. Hüseyin Sofi, Harezm'i kılıçla aldığını ve elinden yine kılıçla alınabileceğini bildirdi. Bunun üzerine Timur 1371 yılında derhal Harezm üzerine yürüdü. Ancak sefere çıkmak üzereyken her zaman Timur'un yanında bulunan Mevlana Celaleddin Keşşi adındaki bir derviş, Sofu'ya gidip dökülmemesi için nasihatta bulunmak ve Timur ile uzlaşmasını rica etme teklifinde bulundu. Timur bunu kabul etti ve onu elçi olarak Harezm'e gönerdi. Fakat Hüseyin Sofi, elçi olarak gelen Mevlana Celaleddin Keşşi'nin nasihatlerini dinlemeyrek onu hapsettirdi. Bunun üzerine Timur, Harezm'i kuşattı ve Kat kalesini ele geçirdi. Yapılan savaş sonucunda kahrından ölen Hüseyin Sofinin yerini alan kardeşi Yusuf Sofi, Timur'a itaat ettiği gibi, Özbek Han soyundan olan ve Hanzade diye meşhur olan Süyün Bek Hanım ile Timur'un büyük oğlu Mirza Cihangîr'e vermeyi vadetmişti. Ancak Yusuf Sofinin sözünde durmaması üzerine Timur, yeniden Harezm üzerine yürümek zorunda kaldı. Yusuf Sofi bu sefer de çeyizlerin hazırlanmakta olduğu bahanesiyle af dileyerek 1374 yılında Süyün Bek Hanım'ı Semerkand'a gönderdi. Bu evlilik ile Timur kendisinden sonra oğlunu da Cengiz soyundan bir hanımla evlendirerek hanedana damat etmiş oldu. Hanzade Süyün Bek Hanım, Timur'un ileride veliaht olarak göstereceği Muhammed Sultan'ı doğurmuştur.

1379 yılında Harezm meselesi tekrar patlak verdi. Harezm hakimi Yusuf Sofi Timur'un doğu ile meşgul olmasından yararlanmak istemiş ve Buhara tarafına asker sevk etmişti. Timur bir elçi gönderdiyse de Yûsuf Sofi bu elçiyi de yakalatmıştı. Timur, Yusuf Sofi'yi 3 ay kuşatma altında tuttu. Yusuf Sofi'nin rahatsızlanarak ölmesi ve yerine geçen Süleyman Sofi ile anlaşma sağlanması üzerine sefer sona erdi. Böylece Harezm bölgesi Timur'a bağlanmış oldu, ancak bir süre sonra Toktamış'ın etkisi ile ile bu bölgede hakim olan Sufî ailesi tekrar Timur'a muhalefet etti. Sufi ailesinin de mensup olduğu Kongurat kabîlesi Harezm'de hakim olan boydu. Bu boy Altın Orda'ya daha yakın bir boydu. Toktamış'ın annesi bu boya mensuptu. Bu boya mensup emirler Altın Orda'da etkili emîrlerdi. Hatta Ali Bey Kongrat, Toktamış Han'ın baş beyi idi. Timur 1371–1379 arasında düzenlediği dört seferle Harezm bölgesini fiilen hakimiyeti altına almıştı. Ancak Sofi ailesini ve Kongratları tam anlamıyla kendine bağladığı söylenemez. Kongratlar, Toktamış'ın Altın Orda devletinin toparlamasından sonra ona meyletmişlerdi. Süleyman Sofi'nin Toktamış'ın tarafına geçmesi bardağı taşıran son damla oldu. Böylece 1388'de Timur beşinci defa çöl yolundan Harezm'e yürüdü. Bunun üzerine Süleyman Sofi, Toktamış'ın yanına kaçtı. Harezm'i işgal eden Timur, öfke ile halkın Semerkand'a sürülmesini, Ürgenç'in de tahrip edilip yerine arpa ekilmesini emretti. Ancak üç yıl sonra şehrin yeniden imarı için emir verdi.

Horasan Seferleri

Timur, Harezm meselesi hallolduktan sonra İran’ın parçalanmış durumunu düzeltmek için buraya yöneldi. O dönemde İran'da şu devletler mevcuttu. Herat merkez olmak üzere Horasan’da Kertler (1245–1383); merkezi Sebzvar olmak üzere Horasan’ın batı tarafında Serbedârlılar; merkezi Cürcan olmak üzere Astarabad, Bistam, Damgan ve Simnan yöresinde Toga Timurlular; merkezi Şiraz olmak üzere Fars ve Kirman taraflarında Muzafferîler (1294–1393); merkezi Bağdad olmak üzere Irak-ı Arab, Irak-ı Acem ve Azerbaycan bölgelerinde ise Celayirliler (1336–1432) hüküm sürüyordu. Bunlar arasında sürekli çekişmeler yaşanıyordu. Timur Kert hanedanından başlayarak bütün bunları hakimiyeti altına aldı.

Timur 1380 yılında Kert'lerin elinde bulunan Herat'ı ele geçirdi. Daha sonra Horasan'ın batısına hakim olan Serbedarlılar'ın başşehri Sebzvar'ı ele geçirdi. 1381'de ise Emir Veli yönetimindeki Toga Timurlular'ın üzerine yürüdü ve İsferayin'i ele geçirerek Astarabad'a kadar ilerledi. Emir Veli, Timur'un ordusu ayrıldıktan sonra ülkesine yeniden hakim oldu ancak 1384'te Timur'un ordusu tekrar gelince Azerbaycan taraflarına kaçtı ve ülkesi tamamen Timur'un topraklarına katıldı.

Üç yıllık sefer

Timur, Horasan seferleri sırasında İran'ın durumunu daha yakından görüp 1386'da bu ülkeyi tamamen ele geçirmeye karar vererek Semerkant'tan harekete geçti. Hac kervanlarına hücum ettiği bahanesiyle Luristan hakimi Melik İzzeddin'i ele geçirip oğullarıyla birlikte Semerkant'a gönderdi. Buradan Azerbaycan'a yöneldi. Bağdat hakimi Sultan Ahmet Celayir'in Tebriz'e ilerlemekte olduğu haberini almştı ancak Sultan Ahmet Celayir, Timur'un üzerine geldiğini duyunca Bağdat'a geri döndüğünden Tebriz Timur tarafından kolayca ele geçirildi. Yazı Tebriz'de geçiren Timur baharda Gürcüler üzerine gaza amacıyla sefer düzenledi. Nahcivan yakınlarında Ziyaülmülk-Köprüsünü geçen Timur, Iğdır’ın kuzey-batısında ve Kağızman’ın doğusundaki Sürmeli Kalesi’ni aldı ve kalenin Tuman/Tutan adlı hakimini esir etti. Bu olayı müteakip Kars Kale ve Hisarın’na gelip etraf ve civarını alan Timur, Kars Kalesi valisi olan Firuzbaht’ı itaate alıp, Akbuğra mevkiinin yukarısına geldi. Kar ve yağmur mevsimi olduğundan buradan da ayrılıp Kitu-Zerşat-Çıldır-Akılkelek yoluyla Tiflis önlerine geldi. Timur, Tiflis'i ele geçirip Şirvan taraflarını da kendine tabi kıldıktan sonra kışlamak için Karabağ'a geldi. Timur Gürcistan'a düzenlediği seferlerinde Müslüman olan Gürcüleri serbest bırakmış ve onları bu davranışlarından dolayı çeşitli şekillerde ödüllendirmiştir.

1387 yılı baharında Nahcivan’dan hareketle Karakoyunluların üzerine yürüdü. Timur hacı kafileleri ve ticaret kervanlarına saldıran Karakoyunlu Kara Mehmed’i yakalamak için Korug-Argun’a gelip, ağırlığın Aladağ (Ağrıdağ) da durmalarını emretti; ve kendisi oradan askerleriyle hareketle Aydın Kalesi’de denilen bugünkü Doğu Beyazıt’ı ele geçirdikten sonra Kara Mehmed’in oğullarından Mısır Hoca’nın elinde bulunan Erzurum’un güney-doğusundaki Avnik Kalesi’ne erişti. Timur bu kalenin zaptına girişmeyerek Avnik önünden hızla Erzurum’a varıp bu şehri 1 Temmuz 1387 aldıktan sonra Çapakçur'a geçip sağdan Murat Nehri’ne karışan suya gelip indi. Burada Erzincan idarecisi Taharten’in elçisini kabul ederek, oradan Muş sahasına hareket ile vilayeti ele geçirerek Ahlat’a geldi. Ahlat’ı ve sonra Adilcevaz’ı zapt ettikten sonra Timur, ağırlığın bulunduğu Aladağ’a yöneldi ve burada Abaka Sarayı çayırlığında biraz oturup, yeniden Van Gölü havzasına inerek, yirmi günlük bir kuşatmadan sonra Van kalesini zaptetti. Timur'un Karakoyunlu topraklarındaki bu harekâtı üzerine Türkmenler süratle çekilerek Çapakçur civarına gelmişlerdi. Burada geçitleri tutan Türkmenler, Timur'un gönderdiği kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğrattılar.

Kara Mehmed'i ele geçiremeyeceğini anlayan Timur, İran'a dönmeye karar verdi. Meraga yakınlarına geldiğinde Muzafferiler'den Zeynelabidin'e adamlar göndererek babası Şah Şuca'nın ölmeden önce gönderdiği bir mektupta onu kendisine emanet ettiğini dolayısıyla yanına gelmesini istedi. Zeynelabidin bu davete aldırmadığı gibi Timur'un gönderdiği adamlara da dönme izni vermedi. Bunun üzerine Timur 1387 sonbaharında Hamedan üzerinden İsfahan önlerine geldi ve burayı fethetti. İsfahan’da önce yörenin önde gelenleri, seyyidler, alimler, Timur’u karşılamaya çıktılar ve şehir halkının emân karşılığında mal vermeleri kararlaştırıldı. Şehrin ileri gelenleri orduda alıkondu, Timur Melik ile Mehmed b. Sultan Şah bu malı toplamak için şehre gittiler. Şehirden bir grup şehre giren askerlere saldırarak hepsini öldürdüler. Timur, Isfahanlılar isyan edince şehre tekrar döndü ve yedi yaşından küçük çocukları ailelerinden ayırtarak bir araya topladı. Daha sonra bu yedi bin çocuğu ailelerinin gözleri önünde saatlerce atlılara ezdirmek suretiyle katletti ve kafalarını vücutlarından ayırdı. Kentin yarısını dolaşmış olan tarihçi Hafız Ebu her biri 1500 kelleden 28 kule saydığını yazmaktadır. Timur İsfahan’ı ele geçirdikten sonra Aralık 1387'de Şiraz’a yöneldi. Bu sırada Zeynelabidin'in Şuşter'e kaçmış olması nedeniyle şehri kolayca ele geçirdi. Onun Şiraz’da olduğu sırada Toktamış’ın muhalefet ederek asker gönderdiği, ve Semerkand tarafında karışıklık olduğu haberi ulaştı. Bunun üzerine Timur Semerkand’a döndü.

Toktamış ile Mücadelesi ve Altın Orda üzerine sefer

Timur, Gürcistan seferi esnasında

Timur'un Kuzey İran ve Azerbaycan’ı ele geçirmesi, vaktiyle Cuci ulusu ile İlhanlılar arasında olduğu gibi bölgede çatışmaların yeniden başlamasına yol açtı. Timur’un desteğiyle Altın Orda’da hâkimiyeti ele geçiren Toktamış Han ona karşı gelmeye başladı. Her ikisinin de zengin Azerbaycan’ı kendi istekleriyle terketmeyeceği açıktı. Toktamış Han, Kahire’ye Memlük sultanına bir elçilik heyeti yollayıp Timur’un İran’da kuvvetlenmesi ihtimaline karşı onunla ittifak hazırlığına girişti. Cengiz Han'ın oğlu Cuci'nin soyundan gelen Toktamış, Altın Orda hükümdarı Urus Han, babasını öldürtünce Semerkand'a giderek 1375'te Timur'a sığınmıştı. Timur'dan sağladığı destekle 1375'ten başlayarak Doğu Deşt-i Kıpçak'a egemen olup 1378'de Altın Orda Devleti'nin egemenliğini ele geçirdi. Bu konuma yükselince, Timur'un kendisine yapmış olduğu tüm yardımları unuttuğu gibi, onu bir bakıma küçümsemeye başladı. Bu başarılardan sonra Altın Orda Devleti'ni eski sınırlarına kavuşturmak amacıyla Timur'a bağlı bulunan Harezm'i geri istedi. Bu isteği Timurla aralarının açılmasına neden oldu. 1387'de yağma amacıyla Timur'un egemenlik sınırları içindeki Azerbaycan'a girmekten çekinmedi ardından aynı yıl Timur'un çıktığı batı seferinden yararlanarak onun oğlu Ömer Şeyh'i yenip tüm Maveraünnehir'i acımasızca yağmaladı.

Timur, Toktamış üzerine yürümeden önce Harezm’e yürümüştü Toktamış’ın en önemli destekçileri olan bu Kongratlar’a bir darbe vurduğu gibi önemli bir muhalifini de ortadan kaldırmıştı. Timur, 1390 yılında Semerkant’tan Deşt-i Kıpçak’a gitmek üzere harekete geçti. Otrar yakınlarında Karaasman mevziine ulaştıklarında Toktamış Han’ın elçileri geldi. Görüşmede elçiler Toktamış’ın af dileyen mesajını ilettiler. Timur elçilere, Toktamış’tan iyi bir davranış görmediğini, ona güvenmediğini belirtti. Timur güvenlik gereği elçiyi tutuklattıktan sonra 22 Şubat 1391’de harekete geçti. Timur çok büyük bir mesafeyi kat etmiş, bu arada ordusunda çıkan ciddi boyutlu açlık ve susuzluk problemlerini aşmış, nihayet Toktamış’ın ordusu ile 20 Haziran 1391'de Kunduzca mevkiinde karşılaşmayı başarmıştı. Timur ordusunu alışılmış üçlü sistemden (merkez, sağ, sol) farklı olarak 7 kol düzenine göre düzenledi. Çok çetin geçen savaşın sonunda Toktamış’ın ordusu bozulmuş, yenilen Toktamış kaçmayı başarmıştı. Toktamış Han’ın, Timur’u Deşt-i Kıpçak derinliklerinde ordusuyla birlikte yok etme taktiği tutmamıştı.

Beş yıllık sefer

İran'da Muzafferiler hanedanına son verilmesi

Toktamış'a karşı sefer sırasında İran'daki bazı yerli hakimlerin yokluğundan istifade ederek Timur'a yüz çevirmeleri üzerine Timur adamlarını bölgeye göndererek asker toplamalarını ve savaş ilan etmelerini istedi kendisi de 1392 yılının Haziran ayında hareket ederek Buhara'ya geldi. Buradan Ceyhun ırmağını geçerek Mazenderan'a gelen Timur, buranın kendisine itaatten ayrılan hakimlerini baş eğmek zorunda bıraktı. Buradan Güney İran'a Fars bölgesine gelen Timur, Muzafferiler üzerine yürüdü. Şah Mansur'un Timur'un hakimiyetini tanımayarak Şiraz'a kapanması üzerine 1393 yılının Mart ayında onun üzerine yüründü. Şah Mansur büyük bir yenilgiye uğrayıp kaçarken yakalanıp tüm hanedan üyeleriyle birlikte öldürüldü ve ülkesi Mirza Şeyh Ömer'e verildi.

Bağdad'ın Fethi

Mazenderan ve Fars’ı zapt ettikten sonra Bağdat’da Celayirlilerin son temsilcisi olan Sultan Ahmed Celayir'e elçi ile beraber değerli hediyeler göndererek hakimiyetini tanımasını istedi. Ancak Sultan Ahmet Celayir'in Timur'un hizmetine giremeyeceğini belirtmesi üzerine Timur, 22 Ağustos 1393'te Bağdat üzerine yürüdü. 12 Eylül 1393'te Bağdat'a ulaştı. Sultan Ahmed Celayir, Dicle'yi geçtikten sonra köprüyü yaktırmış ve savaş düzeni almıştı. Ancak Timur’dan korkan Sultan Ahmed Celayir, Timur’a karşı koyacak gücü kendisinde de göremediğinden Şam’a yönelip oradan da Memluk Sultanlığı'na sığındı. Bağdat'a giren Emir Timur, Sultan Ahmet Celayir'den geriye kalan her şeye el koydu. İbn Tagrîbirdî, Timur'un Bağdat’ta, her askerinin kendisine bir insan kafası getirmesini emrettiğini, kendisine getirilen yaklaşık 100.000 insan kafasından 120 tane kule yaptırdığını ve şehirde nehir gibi kıpkırmızı kan aktığını aktarır. İbn Kâdı Şuhbe ise Timur’un, herkes bir kelle getirsin emri üzerine adamları, önlerine çıkan herkesin şehirde kesecek kimse kalmayınca yanlarındaki esirlerin kafasını da kesmeye başladıklarını ve kendisine 800.000 kelle getirerek bunlardan 40 tane kule yaptıklarını, Timur da bunların karşısına geçerek; ''Selam olsun size, ey şehitler topluluğu! Sizin şehadet mertebesine ulaşmanıza biz sebep olduk, bunun için kıyamet günü bize şefaat etmeyi sakın unutmayın'' dediğini aktarmıştır.

Timur'a karşı Memluk, Osmanlı, Altın Orda ve Kadı Burhaneddin ittifakının kurulması

Timur Bağdat'ı ele geçirdikten sonra Erzincan Emiri, Akkoyunlu ve Karakoyunlu beyleri ile Sivas-Kayseri hakimi Kadı Burhaneddin'e haber göndererek itaat etmelerini istemiş Bağdat sultanı'na da kalabalık bir elçi heyeti göndermiştir. Ancak cavapları beklemeden harekâtına devam edip Musul, Mardin ve Diyarbakır'ı zaptedip Van gölünün kuzeyindeki Aladağ'a gelmiştir. Burada iken Erzincan Emiri Taharten yanına gelerek bağlılığını bildirmiştir. Memluk Sultanı Timur'un elçilerini öldürerek karşılık vermişti. Bunun üzerine Timur Suriye'ye yürüme kararı aldı. Ancak Kadı Burhaneddin'in çabalarıyla Yıldırım Bayezid, Berkuk, Toktamış ve Kadı Burhaneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. Bu sırada Erzurum'a kadar gelmiş olan Timur Anadolu'da Güneyden Memlükler, Kuzeyden ise Altın Orda kuvvetleri arasında kalacağını hesap edip birdenbire geri dönme kararı alıp Toktamış'ın üzerine yürüdü.

Terek Savaşı ve Toktamış'ın yenilgiye uğratılması

1391'de Kunduzca savaşında aldığı mağlubiyete rağmen Deşt-i Kıpçak'taki gücünü koruyan Toktamış, Memluk sultanı Berkuk'a elçiler göndererek Timur'a karşı onunla ittifak kurmuştu. Öcünü almak için için Timur'un Mardin ve Diyarbakır bölgesinde bulunduğu bir sırada Derbend üzerinden Şirvan'a bir baskın yaparak tüm halkını kılıçtan geçirdi kenti yağmalatıp, yakıp yıktı. Gürcistan'daki fetihlerden sonra hazırlıklarını tamamlayan Timur, 1395 yılı Şubat ayında Toktamış üzerine hareket emri verdi. Toktamış'ı kesin olarak ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçen Timur'un ordusu Toktamış'ın ordusu ile 1395'te Terek Irmağı kıyısında karşı karşıya geldi. Timur, üç günde ordusunu çember haline getirip çember daraldıkça açlık karşısında ordusuna büyük bir av ve moral sağladı. Timur, Terek nehri karşısında üç gün karşılıklı aşağı yukarı hareket eden ordusundaki kadınlara asker kıyafeti giydirip aşağı doğru hareket ettirdi erkekler ise yukarı kesimden karşıya geçerek karşıya geçerek Toktamış askerlerini korkunç biçimde yenilgiye uğratıp perişan etti. Timur, Toktamış’ı bir kez daha yenilgiye uğratmışsa da onu ele geçirememişti. Buna üzülen Timur, Toktamış’ın yeniden kuvvet toplayarak üzerine gelmesini engellemek için, Özü (Dinyeper)ırmağı taraflarına yürüyerek Toktamış ile birlikte hareket eden kabileleri yağmalamış, onları Balkanlara doğru sürmüştür. Timur ileri harekâtına devamla Astrahan ve Saray Berke'nin üzerine yürümüş, ciddi bir mukavemet görmeden buraları da ele geçirmiştir. Bu seferiyle Timur, Altın Ordu Hanlığı’na çok büyük bir darbe indirerek Altın Ordu’nun bütün gücünü hemen tamamen yok etmiştir.

Timur'un Hindistan Seferi

Hindistan seferi

Timur, Delhi Sultanı, Nasir Al-Din Mahmud Tuğluk ile savaşırken 1398

Beş yıllık seferden dönüşte Timur, Çin üzerine bir sefer yapmayı düşünüyordu hatta hazırlık yapma maksadıyla Muhammed Sultan'ı doğuya göndermiş bulunuyordu. Onun bu sırada niçin birdenbire fikrini değiştirip Hindistan üzerine gitmeye karar verdiği açık değildir. Fakat bu seferi daha sonra yapmayı tasarladığı seferlerine maddi kaynak sağlamak için yapmış olma ihtimali yüksektir.

Kafirlere cihad adı verdiği seferine 1398 yılı Mart ayında Semerkand'tan hareket ederek başladı. Sultan Firuzşah'ın ölümünden sonra birtakım kişilerin yoldan çıkarak ahaliye zulmettiklerini duyan Emir Timur bu yolsuzlukları kaldırmak için Delhi havalisine gitti. 17 Aralık 1398 günü Savaş düzeni alan ordu Firuzşah'ın torunu olan Sultan Mahmud'un 10.000 atlı ve 40.000 piyadeden oluşan mükemmel donanımlı ordusu ile karşılaştı. Delhi Sultanının asıl güvendiği 120 adet iri fildi. Her file zırh geçirip, sırtındaki kulelere beşer adet nişancı okçu koymuşlardı. Gerçi bu ordu Timur'un ordusu karşısında sayıca üstün değildi ancak Timur'un ordusundan bazıları fillerin heybetinden korkuya kapılmışlardı. Bu yüzden Timur, fillerden kurtulmak için bir hile düşündü. 500 hörgüçlü deve toplanmasını, fitiller sarılmış kamışlar ve yağlanıp ısıtılmış pamuklar yüklenip iki ordu karşı karşıya geldiğinde atların önüne sürülmesini emretti. İki ordu karşı karşıya geldiğinde, Timur develerin sırtına yüklenen pamukları ve diğer yükleri ateşe verdirip fillerin üzerine sürülmesini emretti. Develer ateşin sıcaklığını hissedince fillere doğru koşmaya başladılar. Filler alevler içinde kendilerine doğru koşan develeri görünce bu hayvanlardan korkarak sırtındaki sürücüleri yere atıp ayakları altında ezip, boyunlarını kırarak kaçmışlar ve karşılarına çıkan piyadeleri de çiğneyip geçmişlerdir. Bunun üzerine Hindular dayanamayıp kaçtılar.

Timur'un 1398 yılında Delhi'yi fethini kutlaması, Minyatür Zafername'nin 1436 yılı nüshasından alınmadır.

Sultan Mahmud ve Molu Han az bir askerle muharebe meydanından çıkarak şehre kaçtılar. Sultan Mahmut ve Molu Han perişan bir halde şehre geldiler. Emir Timur öğle vakti Delhi'ye yetişti fakat akşama kadar orada kaldı. Sultan Mahmut ve Molu Han,Toğan Han şehrin güney tarafındaki büyük kapıdan gece kaçtılar. Timur'un askerleri ateşe tapan Hinduları Timur, Ganj nehrine kadar takip etti. Ganj kıyılarında kafaları vurulduğunda nehrin kıpkırmızı kesildiği rivayet edilmektedir. Şehirde bulunan Seyidlerin, büyüklerin, kadıların ve eşrafın gelip Timur'un huzuruna çıkmalarına izin verildi. Molu Han'ın naibi olan Fazlullah-ı Belhî de bunlar arasında idi. Seyidler ve alimler Emirler aman için ricada bulundular. Timur, Mevlena Nasırüddin Ömer'in şehre girmelerini kendisi adına okunacak hutbeyi süslemesini emretti. Timur adına muhteşem bir hutbe tertip ettiler. Delhi'de Timur için şahane meclisler tertip ettiler. Timur'un her seferden sonra yaptığı gibi tertip ettiği av eğlencesinde aslanlar, kaplanlar, gergedanlar, mavi geyikler, tavus kuşları ve papağanlar avlandı. Esrarlı Keşmir vadisine inildiğinde bölgenin güzelliği ve zenginliği karşısında hayretini gizleyemeyen Timur bütün putperest mabedlerini yerle bir ettirdi. Timur'un zaferini anlatmak için yazdırdığı fetihnameleri götürecek olan filler on sıra meydana getiriyordu. Sanatkarlar, ressamlar, mimarlar eserlerini Timur'un başkentinde meydana getirsin diye sürüler halinde Semerkant'a götürüldü. Bunlar arasında bulunan birçok taş yontucuları ve duvarcılar seferin başarıyla tamamlanması şerefine Semerkant'ta yapılacak olan Cami-i Kebir'in inşasıda çalışmaları için Timur'un komutanları arasında pay edildi. Bu abidenin inşasında kullanılmak üzere oyma nakışlarla nakışlanmış birçok taşlar ve Hinduların mabedlerindeki eşyalar Semerkant'a nakledildi. On iki ay süren seferin ardından Semerkand’a ulaşan Timur bir süre burada kaldıktan sonra tekrar batıya yürüdü.

Yedi yıllık sefer 1399-1404

Timur’un 1399 yılında tekrar harekete geçmesinin nedeni, Azerbaycan tarafından özellikle Mîrânşâh ile ilgili pek hoş olmayan haberler alması idi. Horasan valiliğinden sonra 1393 yılında Hülagü Han tahtına tayin edilen ve Azerbaycan ve ona bağlı yerlerin idaresine getirilen Mîrânşâh, Hint seferine katılmamıştı. O, 1395–1396 yılı sonbaharında Hoy civarında attan düşmüş, fiziksel olarak sağlığına kavuştuysa da garip davranışlarda bulunmaya başlamıştı. Bu attan düşme hadisesinden sonra doktorların bütün çabasına rağmen, fiziksel olarak iyileşti ise de, tam olarak sıhhatine kavuşamamıştı. İran ve Azerbaycan'da idarede gevşekliğin baş gösterdiğine, devlet malının çarçur edildiğine dair haberler de gelmekte idi.

Bu durum üzerine Timur Hint seferinden dönüşünden 4 ay geçmiş olmasına rağmen yeni bir sefere çıktı. Yedi Yıllık Sefer diye isimlendirilse de bu seferin süresi 5 yıldır ve Timur'un en büyük seferidir. Mîrânşâh’ın kendisine bırakılan bölgede asayişi sağlayamamasının Timur’un bu son Ön Asya seferinin sebebini oluşturduğu bütün kaynakların ortak görüşüdür. Ancak Timur’un özellikle Toktamış’ı yendikten sonra Samur Irmağı kıyısından Yıldırım Bayezid’e mektup yazdığı zaman, "Çerkez oğlancığı" diye andığı Berkuk’un ve Çerkes oğlancığı ile dostluk halinde bulunan "Sivas kadıcığı" diye andığı Kadı Burhaneddin'e haddini bildirmekten söz etmişti. Hatta Bayezid’e tekrar geleceğini bildiriyordu. Mîrânşâh meselesi yüzünden belki bu geliş biraz hızlanmıştı. Kafkasların güneyindeki Gürcü ve Ermenilerin etrafa saldırdıkları, Mîrânşâh’ın idaredeki zaafı ve garip davranışları haberi gelince Timur hemen bölgeye yöneldi. 1399–1400 yılı kışını Karabağ’da geçiren Timur bu esnada Azerbaycan, Gürcistan ve Irak'ta bazı sindirme faaliyetlerinde bulunarak Bingöl'e geldi. Artık Suriye ve Anadolu’yu ele geçirmek için ciddî bir engel kalmamıştı.

Sivas’ın Timur tarafından alınışı

Timur ile Bayezid arasındaki başlıca problemlerden biri Erzincan Emîri Taharten meselesidir. Taharten daha Timur’un Ön Asya’ya ilk seferinden itibâren onun hâkimiyetini tanımıştı. Bayezid 1399’da başta Malatya olmak üzere Kâhta, Divriği, Behisni, Dârende kalelerini topraklarına katmıştı. Bu şekilde Fırat’a kadar olan yerler Osmanlıların eline geçmişti. Anadolu siyâsî birliğinin sağlanması için sıra Fırat’ın doğusundaki Harput, Diyarbakır bölgeleri ile Erzincan ve Erzurum'a gelmişti. Yıldırım Bayezid, Erzincan Emîrine kendisine itaat etmesini bildirmişti. Erzincan Emîri Taharten, Bayezid’e vergi vermeyi kabul etmiş, ancak Kemah’ı Osmanlılara vermeyeceğini söylemişti. Bunun yalnızca bir oyalama siyaseti olduğu anlaşılmaktadır. Taharten eskiden beri hakimiyetini tanıdığı Timur’a Bayezid’in isteklerini bildirmiş ve şikayette bulunmuştu.

Timur, Taharten'i huzuruna kabûl ettikten 2 gün sonra Sivas şehrine geldi. Timur’un ordusunun rehberliğini Akkoyunlu beyi Kara Yölük ile Taharten yapıyordu. Sivas şehri yüksek surlarla çevriliydi. Güney tarafında kaynak sularla beslenen bir hendek vardı. Hisarın bu tarafında delik açmak mümkün değilken batı tarafı bu iş için uygun bulunmuş ve hisar kuşatmaya alınmıştır. Lağımlar kazılmış ve şehir halkı bunu geç fark etmiştir. Osmanlı tarihçisi İbn-i Kemal, Timur’un askerlerinin hiç durmadan adeta yiyip içmeden sabahtan akşama çalıştıklarını ifade etmektedir. Lağım kazma faaliyetleri sonuç vermiş ve şehirdekiler kalenin düşeceğini anlayınca kale muhafızı Mustafa kaleyi teslim etmek zorunda kalmıştı. Timur Sivas'ı kan dökmeyeceğine söz vererek teslim almasına rağmen 3-4 bin Ermeni'yi kazdırdığı büyük çukurlara gömmek suretiyle öldürtüp işte sözümü tuttum bir tanesinin bile kanını dökmedim demiştir. Timur Sivas'ta bakım evlerinde bulunan cüzzamlıları Türkistan'da bilinmeyen bir hastalık olduğundan askerleri arasında yayılmaması için imha etti. Sivas'ı savunan Bayezid'in oğlu birkaç gün canlı olarak muhafaza edildikten sonra öldürüldü.

Timur Sivas’ı aldıktan sonra fazla ilerlemedi ve Suriye istikametine yöneldi. Sivas’ı almasına rağmen Malatya henüz Osmanlıların elindeydi. Arkasında kendisine ait olmayan yerler bırakmak istemeyen Timur dönüp Malatya’yı almış ve daha sonra güneye inmiştir. Timur Sivas ve Malatya’yı almakla Yıldırım’a gözdağı verip kendisine boyun eğeceğini tahmîn etmiş olmalıdır. Nitekim Timur Sivas’ı aldıktan sonra Yıldırım Bayezid’e yazdığı mektûbda Sivas hâdisesinden ders alıp sulh yoluna girmesini, kendisinin İlhanlı neslinden geldiğini, küçüğün büyüğe itaatinin vâcib olduğunu yazmıştır. Ayrıca Haleb Nâibine gönderdiği mektûbda da Osmanoğlu denen bu çocuğun edebinin kıtlığını duyup kulağını çekmek istedik ve onun ülkelerinden Sivas ve diğer yerlerde onun vaziyyeti hakkında sizin de duyduğunuz şeyler yaptık demekteydi.

Timur ile Yıldırım Bayezid arasındaki çekişmede Sivas’ın Timur tarafından alınması önemli bir noktadır. Bu şekilde Timur ilk kez Osmanlı hâkimiyetindeki bir bölgeyi ele geçirmiş olmaktadır. Sivas’ın zabtı ile Yıldırım Bâyezîd durumun ciddîyetini anlamış olmalıdır. Bayezid, bu haber kendisine ulaştıktan sonra İstanbul kuşatmasına son verip Anadolu’ya geçti.

Kara Yusuf ve Ahmet Celayir'in Yıldırım Bayezid'e Sığınması

Timur'un Sivas'a yürümesi habberini alınca Karakoyunlular'ın hükümdarı Kara Yusuf ve Bağdat Hükümdarı Sultan Ahmed Celayir Timur'un Suriye'ye de inerek yollarını kapatacağını düşünerek ikisi birlikte Mısır'a sığınmayı karar kıldılar. Yedi bin asker ile birlikte Fırat'ı geçip Memluk Sultanı Ferec'e kendilerini sığınma talebini bildirmek için bir elçi gönderdiler. Bu arada Halep'te yaklaştıkları sırada şehrin valisi Demirtaş mültecilerin yolunu kesti ve daha ileriye gitmelerine engel olmak istedi. Demirtaş onların mektupla Suriye'ye girmek için ricada bulunmalarına rağmen Hama Naibi Dokmak'ı da yanına alarak onlara karşı çıktı. Halep önünde yapılan savaşta Demirtaş bozguna uğradı. Haleb naibi öldü, Hama ve Birecik naibleri esir düştüler. Kara Yusuf ile Sultan Ahmed, Ferec'e bu duruma Haleb naibinin sebep olduğunu, kendilerinin sadece canlarını kurtarmak için savaştıklarını bildirdiler. Bu hadise sebebiyle Memluk devletine sığınma ümitlerini kaybedip Yıldırım Bayezid'e sığınmaya karar verdiler.

Timur'un Bağdat'ı ele geçirdikten sonra Berkuk'a gönderdiği elçi öldürülmüş, Kara Yusuf tarafından tutsak alınan Avnik hakimi Atlamış da Kahire'ye gönderilerek orada hapsedilmişti. Bunun üzerine Timur, henüz tahta geçmiş olan Ferec'e elçiler göndererek Atlamış'ın geri verilmesini istedi ancak elçiler Haleb'e varır varmaz hapsedildier. Daha Sonra Timur Ferec'e bir mektub yazarak Atlamış'ı teslim etmesini ancak o zaman elçisini öldürmesi hadisesini affedeceğini bildirdi.

Behisti Kuşatması

Timur bu sırada Malatya'da bulunurken Şahruh" ileri gelen Emir ve Komutanlarla Behisti kalesinin etrafını kuşattılar. Bu kale o yüksek bir dağ üzerinde bina edilmiş ve etrafında surlar yapılmış, bir kapı kanadı ve hisar ile tahkim olunmuştu. Kalenin ortasına döner bir mancınık konmuştu. Emir Timur kalenin etrafının Emirlere taksimini buyurduktan sonra" Kale içinden mancınıkla otağa taş atıldı. Timur derhal kuşatma aletlerinin hazırlanmasını emretti. Askerler kaleyi çember içine alıp çarpışmaya başladılar. Yirmi mancınık kurulmuştu. Mancınıklardan birini Timur'un otağına taş atan mancınığın tam karşına kurmuşlardı. Bu mancınıkla atılan ilk taş, Timur'un şansından olsa gerek ki, Timur'a ateş eden mancınığın koluna isabet edip parçaladı. Bu sırada Mirza Rüstem Fars ordusuyla gelip ana orduya katıldı. Timur'un huzuruna çıktı ve birçok hediye takdim etti. Timur onu kucaklayıp bağrına bastı. Diğer yandan lağımcılar hisar duvarının dibine bir delik açtılar. Bir yandan da mancınıklarla kaleyi dövmeye devam ettiler. Kalenin Beyi Mukbil durumun vahametini anlayınca Timur'a adam göndererek bir rivayete göre şunları söylemiştir. "Korktuğum için dışarı çıkamıyorum. Bu bendenizi affedip canımı bağışlayacağınızı ümit ediyorum". Rivayet Yezdiden'dir adam gönderildiği kesindir fakat adamın ne dediği kesin değildir.

Rivayette Timur'a gelen adama cevaben Timur şunları söyler:

"Kaleyi aldıktan sonra onu serbest bırakacağız. Eğer şimdi bu kale kapısından geri dönersek, millet sanır ki kaleyi alamadığımız için geri döndük."

27 Eylül 1400 tarihinde lağımların ateşlenmesi emredildi. Lağımlar ateşlendikten sonra burçlar-kuleler yıkılmaya başladı. Kale halkı bunu görünce korkuya kapıldı. Mukbil'in adamları telaş içinde oraya buraya kaçıştılar. O sırada kaledeki kadılar ve önde gelen kişiler hediyeler hazırlayıp Şahruh'u barış için aracı yaptılar. Timur, Şahruh'un hatrına Mukbil'i bağışladı. Gelenler hayır duasında bulunarak kaleye döndüler ve hutbeyi Timur adına okutup onun adına sikke bastılar.

Antep'in Fethi

Timur bu meseleden de galip ayrıldıktan sonra ilerleyerek Antep tarafında doğru ilerledi. Şehirde bulunan aklı başında ileri gelen adamlar şehri terk etmişlerdi bile. Yalnız bazı kimseler savunma için hisarın içine girmişlerdi. Bu hisar hakikatten sağlamdı. Timur kale önüne geldiğinde, önde gelen kişiler kaçıp gitmiş, içeride yalnızca sıradan insanlar kalmıştı. Bu yüzden hiç direnmeden kaleyi teslim ettiler ve böylece kale ele geçirilmiş oldu. Kalede bol miktarda yiyecek vardı. Dolayısıyla askerler ihtiyaçlarını rahatlıkla karşıladılar. Şami, askerlerin şehrin ahalisini kılıçtan geçirdiklerini ancak bazılarına merhamet ederek affettiklerini. Binaları evlerini yıkıp yerle bir ettikten sonra Haleb tarafına teveccüh ettiklerini aktarır.

Haleb'in Fethi

Timur'un Memlukler ile savaşı

Timur Behisni ve Antep'i aldıktan sonra Halep önlerine vardı ve 28 Ekim 1400'de Halep yakınlarında bir yerde karargahını kurdu. Timur'un Halep'e yaklaştığı sıralarda Halep beylerbeyi Timurtaş hemen Mısır'a çapar göndererek durumu bildirdi ve Memluk Sultanı haberi alınca Şam'daki orduların da Halep'te toplanmalarını emretti. Çevre beylerin askerleriyle yardıma gelmeleri sayesinde kalabalık bir ordu kurulmuş oldu. Beylerin toplanmasından sonra Timurtaş toplantı yaparak alınması gereken önlemler hususunda karar alınmasını kararlaştırdı. Timurtaş üzerlerine gelen tehlikenin farkındaydı ve ülkenin selâmeti açısından Timurla anlaşma niyetindeydi. Fakat Şam Beylerbeyi Şudun bu görüşün korkakça olduğunu ileri sürerek, ülkelerinin Timur tarafından fethedilen hiçbir ülkeye benzemediği, kalelerin kara taştan yapılma, asker ve silahlarının çok namlı olduğunu iddia ederek savaşmaktan yana tavır sergiledi. Diğer beylerin de Şudun'dan yana olmaları neticesinde kurultayda savaş kararı alındı.

Timur askerlerini bizzat idare etmek için merkezde kıymetli eğerler ile örülmüş bir fil istihkamı arkasında yerini aldı. Bu fillerin üzerindeki okçular yanar oklarla Grejuva yağdırıyorlardı. Savaşın başlangıcında filler hareketsiz kalmışlardı ancak sonradan Memluk askerlerinin üzerine hücum ettiler. Askerleri hortumlarıyla havaya fırlatıp havadan yere düştüklerinde ayaklarıyla ezdiler. Memluk askerleri korkup kaçtı. Şam Beylerbeyi Şudun ve Halep Beylerbeyi Timurtaş kaçarak kaleye gelmişlerdi. Timur kaledekilere birini gönderip şöyle dedi: "Bizim işimiz askerlerle. Sivillerle bir işimiz yok. Allahü Teâlâ'nın inayetiyle kale, dağ ve nehir bizim için aşılması kolay yerlerdir. Bu yüzden kaleye güvenip binlerce Müslümanın kanına girmeyin. İtaat kemerini bağlayıp dışarı çıkın. Aksi halde dökülecek Müslüman kanından sizler sorumlu olursunuz, karılarınız ve çocuklarınız esir edilirler". Kale halkı bu sözleri duyunca korkuya kapılıp, yapacak bir şeyleri olmadığını anladı. Affedilme talebiyle Timur'un huzuruna geldiler. Şudun ve Timurtaş kale askerleriyle birlikte tutuklandı. Timur, Memluk Sultanı Farac'a bir elçi gönderip "Şudun ve Timurtaş'ı ele geçirip Halep şehrini zapt ettik. Eğer Atalmış'ı bize gönderirsen biz de sana bu beyleri göndeririz. Atalmış'ı bize hemen gönderesin" dedi. Timur'un askerleri şehre kolaylıkla girdi. Hezimet sırasında şehir kapıları önünde meydana gelen izdihamda Timur'un askerlerinin atlarının ayakları altında binlerce insan telef oldu. Timur, Halep'te yaklaşık 15 gün kadar kaldı. Şehir yağma edildi ve bütün sakinleri kadın erkek çocuk yaşlı ayırt edilmeksizin kılıçtan geçirildi. Bu süre zarfında Halep'te öldürülen erkek, yaşlı, kadın ve çocukların sayısı yirmi bin civarında idi. Açlık ve susuzluktan ölenlerin sayısı buna dahil değildi. İbn-i İlyas, Timur'un, ölülerin kellesinden her biri yirmi zirâ' yükseklikte on minare yaptırdığını ve kellelerin yüz kısmını rüzgâr alacak şekilde dışa getirdiklerini anlattıktan sonra Timur'un askerlerinin soygun ve öldürme konusunda çok aşırıya gittiğini ve cami ile evlerin yakılması için ağaçlar kesildiğini aktarır. İbn-i Tagrıberdi ise Halep'in içi ve çevresinin cesetlerle dolduğunu ve cesetlerden artık toprağın görünmediğini, yürümek isteyen kişinin cesede basmadan yürüyemeyeceğini yazar. İbn-i Arabşah'a göre Timur'un, Halep'te bu kadar aşırıya kaçmasının sebebi, Şam naibi, Timur'un Halep'e gönderdiği çaparın başını keserek üstündekleri soyup aldıktan sonra, çaparın akrabalarından biri de olan biteni Timur'a anlatıp öldürülen kişinin intikamının Haleplilerden alınmasını istemişti. Timur da onun bu isteğini kabul ederek ona Halep halkına istediğini yapma hakkı vermişti. Buna karşılık Hicaz'a gitmek üzere yola çıkan ve Halep'e gelen Nizameddin Şâmî'nin, tüm olayları bizzat bir evin çatısından gördüğünü belirtmesine rağmen, diğer müelliflerin kaydettiği kellelerden minareler yapılmasından hiç bahsetmemesi dikkat çekicidir.

Timur, 30 Ekim 1400 tarihinde Halep şehrini aldığı zaman, şehrin alimlerini ve kadılarını huzuruna kabul ederek onlarla bir görüşme yaptı. Bu görüşmede bulunan İbn Şıhne, bu toplantıyı şöyle anlatır:

« Bizi çağırttı, huzuruna geldik ve oturmamız emredildi. Bize, size Semerkand, Buhara, Herat şehirlerindeki ulemaya sorduğum ve cevap veremedikleri soruyu soruyorum. En iyiniz ve en bilginizden başkası bana cevap vermesin ve ne konuştuğunu bilsin dedi. Bunun üzerine Timur sordu. Dün sizden ve bizden ölenler oldu,peki hangisi şehittir? Sizden ölenler mi, bizden ölenler mi? Herkes susmuştu ki, Allah bana cevabı hemen gösterdi. Dün sizden ve bizden kim Allah adını yüceltmek için savaştı ve öldüyse o şehittir” diye ekledim. Bunun üzerine Timur güzel, güzel dedi. Kendisinin son sorusu Hz. Ali, Muaviye ve Yezid hakkında ne diyorsunuz? şeklinde oldu. Kadı Alemuddin el-Kufsî, üçü de müçtehiddir deyince Timur çok kızdı ve haklı olan Hz. Ali’dir, Muaviye zalim, Yezid ise canidir. Siz Halepliler Hüseyin'i katleden Şamlılar kadar suçlusunuz dedi. »

Es-Sehavî de bu konuyla ilgili olarak şunları söylüyor:

« Timur Halep’te, kaleyi de alınca ulemayı toplayıp onlara eziyet etmek için Muaviye ve Yezid hakkında ne düşündüklerini sordu. Kadı Alemuddin el-Kufsî de ‘Hz. Ali içtihat etti iki sevap aldı, Muaviye içtihat etti ama içtihadında yanıldı bir sevap aldı’ diye cevap verince, Timur çok kızdı. Musa el-Ensari eş- Şafii de ‘Muaviye’ye lanet caiz değildir, çünkü o sahabedir’ dediğinde de Timur ‘Sahabe kime denir?’ diye sordu. O da ‘Muhammed’i görene denir’ diyerek cevap verdi ve bunun üzerine Timur, ‘Yahudi ve Hristiyanlar da onu gördüler, peki onlar da mı sahabe?’ diye sordu. Kadı Şerafeddin de ‘Müslüman olması gerekir’ diyerek, ‘Bazı kitapların haşiyesinde Yezid’in lanetlenmesinin caiz olduğunu gördüğünü’ ekledi ama Timur yine kızdı... »

Şam'ın Fethi

Halep'te on beş gün kalan Timur, ordusuyla güneye doğru hareket etti. Behisni, Antep, Halep, Hama, Humus ve Baalbek'i birbiri ardınca ele geçirmiş olan Timur harekâtına devam ettiği sırada askerlerinden bir kısmını Saydam ve Beyrut'a göndermiştir. Askerler bu bölgeleri yağmalayarak erzak ve ganimetle geri dönmüştür. Sultan Farac ise Aralık 1400 sonlarında ordusuyla Şam'a ulaşmış ve asayiş temin etmiştir. Mısır sultanı burada derviş kılığına soktuğu 2 ölüm fedaisini Timur'a göndermiştir. Görevleri olan Timur'un öldürmeye muvaffak olamayan fedailer, Timur'un divan katibi Hâce Mesud Semnanî tarafından deşifre edilerek ele geçirildiler. Üzerlerinden çıkan zehirli hançerlerle suçlarını itiraf eden fedailer; ibret olsun diye biri öldürülerek, diğeri de kulak ve burnu kesilerek Mısır sultanına geri gönderildi. Ordunun Şam'a ilerlemesiyle bazı beyleri devriye olarak çıkartan Timur, bu beylerin bilgi toplamasını emretti. Şam devriyesiyle karşılaşan bu öncü birlikler birçok Memlûk askerini şehit etmiş bir kısmını da esir almıştır. Bunlar Emir Timur huzuruna getirildiler ve Halep'ten Şudun'la beraber getirdikleri diğer esirlerle birlikte öldürdüler.

1401 yılı Ocak ayında Şam önlerine gelen Timurlu ordusu şehrin güneyinde kamp kurarak beklemeye başlamıştır. Fakat burada yaklaşık on gün kadar bekleyen ordu iaşe sıkıntısı çekmeye başlamıştır. Bu aşamada Emir Timur ordusunu sıkıntıdan kurtarmak ve bir hileye başvurmak amacıyla Şam'ın doğusundaki meralara ordusunu göç ettirmiştir. Düşman ordusunun gidişini bir geri çekiliş sanan Memlük ordusu, bu yanlış zanna dayanarak şehir dışına çıkarak ordugâh kurmuştur. Çıkardığı devriyeler sayesinde düşmanın rehavete kapıldığını öğrenen Timur, ordusunu savaş nizamina sokup sağ, sol cenah beylerini düzenledikten sonra Memlük ordusu üzerine ani bir baskın yaparak birçoğunu öldürmüştür. Alınan mağlubiyet karşısında saltanatının tehlikeye gireceğini anlayan Sultan Ferec bazı beyleriyle beraber şehri terk edip Kahire'ye kaçmış, hayatta kalanlar ise Şam kalesine sığınmışlardı. Şehir içindeki kale ise lağımlar açılmak suretiyle burçları yıkılarak fethedildi. Şahruh Mirza,Miranşah ve bazı beyleri Kenan'a göndererek kışlak karargâh kurmalarını emretmiş ve daha sonra Akka şehrine kadar olan yerleri yağmalamalarını bildirmiştir.

Şam kuşatması esnasında Timur, Muhammed'in eşleri Ümmü Sema ile Ümmü Habibe'nin ve müezzin Ahmedi Bilal'in Şam yakınlarındaki türbelerini ziyaret etti. Şam sakinlerinin temsilci olarak gönderdikleri ulemayı kabul ederek kendi sofrasına oturttu. Ünlü tarihçi İbn Haldun da bu temsilciler arasında idi. İbn Haldun’u gayet güzel bir şekilde ağırlayan Timur, ona ülkesi ve tarih ile ilgili ilginç sorular yöneltmiş ve İbn Haldûn da bunları cevaplamıştır. İbn Haldûn’un vermiş olduğu bazı cevaplarla tatmin olmayan Timur, o konudaki kendi görüşleri ile İbn Haldun’u şaşırtmıştır. Bu arada aralarında oldukça samimi bir hava oluşmuş, Timur İbn Haldûn’a karşı oldukça sıcak davranmış, onun tüm isteklerini yerine getirmiş ve hatta Mısır’a dönmesine bile izin vermiştir.

Şam'da İbn-i Haldun'un da Mukaddimesinde yer verdiği bir olay yaşanmıştır. İbn Haldun'a göre Timur, Şam şehrini aldığı zaman şehirde bulunan ve el-Hakim el-Abbasi soyundan gelen bir kişi Timur'dan atalarının sahip olduğu üzere hilafet mansıbının kendisine verilmesini talep etmiştir. Timur bunun üzerine "Ben Senin için fakihleri ve kadıları toplarım şayet senin lehine karar verirlerse bende senin istediğin şekilde adaleti sağlarım" demiş ve ardından aralarında İbn Haldun İbn Muflih gibi kimselerin bulunduğu fakihleri ve kadıları çağırtarak adalet meclisi kurmuştur. Bu mecliste iddia sahibi dinlenmiş, fakihler bu konudaki fikirlerini beyan etmişler ve onu haksız bulmuşlardır. Bunun üzerine Timur, iddia sahibine "Fakihleri ve kadıları dinledin. Haksız olduğun aşikardır. Gidebilirsin Allah seni doğru yola ulaştırsın!" demiştir.

Şehrin ileri gelenleri fidye olarak 1 milyon dinar karşılığında Timur ile anlaşmışlardı ancak 1 milyon dinar gelince Timur fidyeyi 10 milyon dinar yaptığını söyledi. 10 milyon dinar gelince ise daha fidyenin üçte birinin geldiğini söyledi. Mart 1401'de Timur şehrin yağmalanmasını emretti. Bunun üzerine şehre yayılan askerler birçok esir almış ve şehrin belli başlı yerlerinde yangınlar çıkarmıştır. Yangınların Câmilere sıçramasını engellemek için bazı beylerini görevlendirse de bunda başarılı olamamış ve Şam harabeye dönmüştür. Şehirde alınan esirlerin serbest bırakılmasını ferman buyurarak ordusunu o bölgeden ayrılmak üzere harekete geçirmiştir. Bu seferler sırasında Timur'un yanında bulunan ve daha sonra Timur'un tarihi Zafername'yi yazacak olan Nizamüddin Şami Şam'da yaşanan şöyle bir olayı aktarır.

« Timur Şam'a girince devlet erkanına ve emirlere; biz işitmiştik ki bu memleket bir müddet Muaviye ve Yezid'in idaresi altında idi Bunlar daima ehl-i beyt'e ve peygamberin kızı Hz. Fatma ve damadı Hz. Ali'ye ve onların oğullarına zulmettiler. Şam ahalisi bunlarla beraber oldular. Bir taife peygamberlerinin ulusunun ümmetinden olsun, cehennem zindanı olan şirkten kurtulup cennet bahçesi gibi olan İslamiyete kavuşsun sonra da onun ailesine böyle zulümler yapsın. Bunu aklım almazdı. Ama Şam'ı görünce bu hakikat şimdi meydana çıktı. Çünkü böyle büyük bir şehirde sırf hava ve heves uğruna bu kadar büyük binalar, köşkler, bahçeler, semaya serçekmiş saraylar yaptıkları halde burada yatan peygamberin zevcelerinin kabirlerine bir adam çıkıp ta dört duvar bile çekmemiş. Allah böyle bir milletin başına bela vermeyip de kime versin. »

Bu hadise, eserini 1503 tarihinde tamamlayan Osmanlı tarihçisi Edirneli Oruç Bey'in Tevârîh-i Âl-i Osman adlı eserinde şu şekilde aktarılmıştır:

« Şam’ı alan Timur, Şam’da üzerlerine derme çatma kulübelerin yapılmış olduğu bazı mezarlar gördü. Kime ait olduklarını sorunca Sahabe'nin mezarları olduğunu öğrendi. Ama bu mütevazı mezarların hemen ilerisinde, Şam’daki Emevî Camii’nin yakınında bulunan Bâbü’s-sagîr Mezarlığı’ndaki kubbeli ve son derece gösterişli bir mezarın da Emevi halifesi Muaviye’nin oğlu olan ve Hz.Muhammed’in torunu Hz.Hüseyin ile yakınlarının Kerbela’da şehit edilmesine sebebiyet veren Yezid’e ait olduğunu öğrenince hiddetlendi. Sahabe mezarlarının üzerine kulübeler kondurmuş, peygamber efendimizin torununu katletmiş bu adama da saray gibi mezar yapmışsınız diyerek Yezid’in türbesinin derhal yıkılmasını, toprağının elli arşın kazılarak Kızıldeniz’e dökülmesini buyurdu ve askerinden binlercesini getirerek Yezid’in mezarının üzerine işetti. Bu sırada Muaviye’nin mezarı da ortadan kaldırılmıştı. »

Ankara Muharebesi

I. Bayezid'i esir alan Timur

1401 yılının Temmuz ayında kırk gün süren kuşatmadan sonra Bağdad’ı ele geçirmişti. Timur'un Şam, Haleb ve Bağdad’ı ele geçirdiği esnada Karakoyunlu Kara Yusuf ile Sultan Ahmed Celayirî’nin Yıldırım Bâyezîd’e sığınması gerçekleşmişti. Bu durum Yıldırım Bâyezîd ile Timur arasındaki bir başka problem idi. Timur ile Yıldırım Bayezid karşı karşıya gelmeden önce, aralarında mektuplaşmaların olduğunu tarihi kaynaklar bildirmektedirler. Mektupların, Farsça ve Arapça olarak yazıldıkları yine bu mektupların içerisinde belirtilmektedir. Timur, Yıldırım Bayezid’e yazdığı birinci mektubunda; Kara Yusuf ile Bağdat Sultanı olan Ahmed Celâyir’in, Osmanlı idaresine sığınma taleplerini kabul etmemesini, bu iki kişiyi yakalayıp aileleri ile birlikte ya kendisine teslim edilmesini, veya öldürülmelerini ya da ülke sınırları dışına çıkarılmaları gibi tekliflerini iletmiştir. Yıldırım Bayezid, Timur’un bu gibi isteklerini emrivâki saymış, muhtemelen kendisine iltica edenlerin kışkırtmaları ve onun daha önceki Sivas kuşatması da dahil, Osmanlıya karşı beslediği istila planları sebebiyle çok sert ve hakaret edici şekilde cevaplamıştır. Mektubunda Timur'a kudurmuş köpek demekten çekinmeyen Bayezid, bu tarafa gelmezsen üç talak ile zevcelerin boş olsun ben de sana karşı çıkmazsam zevcelerim üç talak ile boş olsun diye ağır bir dil kullanmıştır.

Timur’u, Osmanlı devleti üzerine yürümeye teşvik edenler arasında Erzincan Emiri Mutaharten, Akkoyunlu Beyi Karayölük, Osmanlı karşısında topraklarını kaybeden diğer Türk beylikleri, özellikle de Karaman beyi yer almaktaydı. Ayrıca Ceneviz, Fransa, Bizans ve Kastilya gibi Osmanlı karşıtları da, bu savaşın olması yönünde Timur’la yakın ilişki içerisinde bulunmuşlardır. Batı Hristiyan devletleri ve Bizans 1398'den beri Timur ile iyi ilişkiler içindeydiler. İstanbul'u kuşatma altında tutan Bayezid'e karşı imparator II. Manuil, Timur'un egemenliğini tanıdığını haraç ödemeye hazır olduğunu bildirmekte idi. Ayrıca Timur, Anadolu'da Tatar gruplara adam göndererek onları Bayezid'e karşı kazanmaya çalışıyordu.

Yıldırım Bayezid'in Timur'un huzuruna getirilişini tasvir eden bir çizim
Ankara Muharebesi'nin tasviri.

Timur, Karabağ kışlağında Bayezid'ten gelen Osmanlı elçisine, Osmanlılar daim Frenklere karşı gaza yaptıklarından ona karşı yürümek Frenklerin kuvvetlerinin artmasına neden olur, bu nedenle Rum diyarı üzerine yürümek yanlısı değilim yanıtını verdi. Fakat, Bayezid'in Karakoyunlu Kara Yusuf'u himaye etmekte ısrarını bir meydan okuma olarak görüyordu. Timur son olarak barış için Bayezid'in Kara Yusuf'u idam yahut kendisine teslim veya yanında uzaklaştırması koşulları ileri sürdü. Bunu kabul ederse baba oğul oluruz gazalara yardım ederiz dedi ve 12 Mart 1402'de Karabağ'dan Anadolu'ya hareket etti. Bayezid'e haber gönderip koşulları tekrarladı. Bayezid'ten tekrar elçi geldi. Timur, savaş için hazır ol mesajıyla elçiyi geri gönderdi. Sivas sahrasında Bayezid'in elçileri önünde ordusuna resmî geçit yaptırdı. Oradan tekrar barış önerdi. Bu kez eski Erzincan Beyi Taharten ailesinin teslimini istedi. Bayezid'in büyük bir ordu ile hareket ettiği haberi geldi. Bayezid, Timur'u karşılamak üzere Doğu Anadolu yollarına düşmüştü. Timur ise güneye yönelip Ankara'ya ulaştı. Bayezid stratejik manevrada kaybetmişti. Aceleyle geri döndü. Yorgun askeriyle Çubuk Ovasında elverişsiz susuz bir yerde konaklarken Timur'un ordusu en iyi koşullarda konuşlanmıştı. Savaş Timur'un askerlerinin saldırısıyla başladı ve Osmanlıların sol kolu bozuldu. Tatarlar ve Timur'un yanına sığınmış Anadolu beylerinin Bayezid'in ordusundaki askerleri kendi beylerinin yanına kaçtılar. Kendi askeriyle kalan Bayezid'in bozgunu gören birlikleri kendi yurtlarına dönmeye bakıyordu. Devlet ileri gelenlerinden her biri bir şehzadeyi alarak kaçmış ve Bayezid, Timur'un bütün seferleri sırasında yanında bulundurduğu sadık adamlarından Mahmud Han tarafından esir alınmıştı.

Ankara Savaşı sonrasında Anadolu'daki faaliyetleri

Timur'un biyografisi Zafernâme'den (1467) alınan, Bihzâd tarafından çizilen ve İzmir Kuşatması'nı gösteren bu Fars minyatürü, Johns Hopkins Üniversitesi'ndeki John Work Garrett Kütüphanesi'nde saklanmaktadır

Zafer akabinde Timur, Mirza Muhammed'i, Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi peşinde yağma ve Bayezid'in hazinesini ele geçirmek üzere Osmanlı başkenti Bursa üzerine gönderdi. Timur birlikleri Bursa'ya Süleyman Çelebi oradan ayrıldıktan hemen sonra girip şehri yakıp yıkıp yağmaladılar. Osmanlı tarihçisi Neşri, Timur'un oğlu Mirza Muhammed'in Bursa'yı yakıp yıkıp talan ettiğini, saraydaki Osmanlı hazinesini aldığını ve Ulu Cami'yi ahır yapıp içine adamlar koydurarak ateş yakıp yemek pişirdiklerini, Bursa halkının da başına gelen bu olaydan dolayı haftanın günlerini unutup cuma namazlarını kılamadıklarını aktarır. Süleyman Çelebi, Rumeli'ye geçmek üzere babasının yaptırdığı Anadolu Hisarı'na sığınmıştı. Anadolu Hisarı'na yakın bir dağda çarpışmalar üzerine Timur bu tarafa kuvvet gönderdi. Süleyman Çelebi'ye iki adam gönderip huzuruna çağırttı. Süleyman Çelebi'ye giden adamlar, Çelebi adına zengin armağanlarla geri geldiler. Bayezid'in büyük oğlu Süleyman Çelebi, Timur'un çakeri olmayı kabul edip her ne zaman emrederse gecikmeden huzuruna geleceğine dair söz verdi ve ardından Edirne'deki Osmanlı tahtına oturdu. Timur, Anadolu'da Bayezid'in ortadan kaldırdığı beylikleri ihya etti. Her tarafta Bayezid'in ortadan kaldırdığı küçük büyük hanedanlara yarlıglar vererek kendi egemenliği altına aldı. Emirzadeler Bursa'dan sonra İznik ve Çanakkale boğazına doğru ilerleyip yüklü miktarda ganimet elde ettiler. Akdeniz kıyılarına, Antalya ve Teke'ye gönderilen emirler ise tüm bölgeyi yağma edip büyük ganimetlerle döndüler. Daha sonra Timur Sivrihisar'a geldi ve çadırlar kuruldu. Oradan Kütahya'ya indi aman malı alıp şehre zarar vermediler. Germiyan Beyinin ziyafetleriyle işret meclisi kuruldu. Kış aylarında daha sıcak olan bölgelere, özellikle Denizli yöresine inmiş, bu arada Pamukkale’ye gelen askerleri bilmeyerek suyundan içtiklerinden ölmüşlerdi. Bu arada Timur da Denizli’ye gelmiş ve özellikle meyvesi bol bir yer olarak bildirilen bu bölgeleri tekrar eski beylerine vermiştir. Muhammed Sultan Manisa'da, Şahruh Uluborlu-Keçiborlu taraflarında kışlarken Timur ise Bursa-Edremit yoluyla Bergama’ya geldi ve bir müddet burada kaldı ve ardından İzmir'e yakın Tire'de kışlamaya geldi. 1403 Eylülünde Balat sahillerinden gemi ile geçen İspanyol elçisi Clavijo, Timur’un bu şehir civarında kışladığını ve bir yıl önce de Balat’a gelerek Rodos’a ait Zeros adasını vurduğunu belirtir.

İzmir Kuşatması

İzmir önlerine geldiğinde Muhammed Sultan da kendisine katıldı. Timur, 14. yüzyıl ortalarından itibaren Türklerin elinden çıkmış olan İzmir'i Hristiyanların elinden almaya, Bayezid'in yapamadığı fetih işini kendi yapmaya karar verdi. İzmir’de Rodos Şovalyeleri hüküm sürmekteydi. İzmir’i tepelerden seyreden Timur, beyaz taş duvarlı kale ile diğer binaları hayranlıkla seyretti. Dünyanın bütün kale, kent ve denizlerini gördüğünü ama böylesi güzellikle ilk kez karşılaştığını itiraf etti. İzmirliler işgal için gelenleri önemsemedi. Bu yüzden kuşatmanın ilk gününde teslim olmalarını isteyen beyaz bayrağın, ikinci günde zorla zapt edileceklerini ihtar eden kırmızı bayrağın ve üçüncü günün de yağmayı ve talanı ihtar eden siyah bayrağın dalgalanmasını umursamadılar. Timur, kalenin temellerindeki lağım açma çalışmaları sürerken ordusunun büyük kısmına çevre tepelerden söktürdüğü kayaları limanın girişine taşıtıyordu. Birkaç gün değil, birkaç yıl aynı biçimde çalışılsa bile liman girişinin engellenemeyeceğini düşünen İzmir halkı boşuna bir çaba olarak gördükleri çalışma bittiğinde kayaların limanın girişini kesmek için değil, limana giriş çıkış yapan gemilere top atışı yapmak gayesiyle kurulacak iskeleye temel işlevini yerine getireceğini anlayacaklardı. Asıl dehşet lağımcıların yoğun çabası sonucu kale burçları aynı anda havaya uçurulurken içeriye giren Timur’un askerlerinin kestiği başlar top mermisi olarak limandaki gemilere atılırken yaşandı. Rodos Şovalyeleri ve onlara yardıma gelen gemiler denizin üstünü kaplayan kesik başlardan dehşete kapılarak limandan uzaklaştılar. Bir süre limanın uzaklarında gezindikten sonra gözden kayboldular. İki haftalık kuşatmadan sonra İzmir fethedildi. Bir rivayete göre Yıldırım Bayezid bu duruma hayran kalmıştır.

İzmir Kuşatması sonrası

Bu sırada Bursa'da yerleşen Yıldırım Bayezid'in bir diğer oğlu İsa Çelebi de elçisini gönderdi. Timur onu da iyi karşıladı, İsa Çelebi bağımlılığını pişkeş vererek sundu. Timur Cenevizler elindeki Foça kalesine de Muhammed Sultan'ı gönderdi. Kaledekiler aman diledi ve haraç ödemeyi kabul etti. Muhammed Sultan'ın rahatsızlığını işiterek Akşehir'e doğru yöneldi. Bu sırada 8 Mart 1403'te Bayezid'in öldüğü haberini aldı. Haberi öğrenen Timur çok üzüldü, Bayezid'e ait bütün ülkelerin ve ona bağlı beylerin kendi hükmü altına girdiğini ilan etti. Akşehir'de babasının yanında bulunan Bayezid'in oğullarından Musa Çelebi'ye hilat, kemer, kılıç ve tirkeş vererek ağırlayıp Bursa'yı ona bağışladı ve eline yarlıg verdi. Musa Çelebi'ye babası Bayezid'in naşını Bursa'ya götürmesi için teslim etti. Bayezid'ten birkaç gün sonra da Timur'un veliaht ilan etmiş olduğu torunu Muhammed Sultan 13 Mart 1402'de 29 yaşında öldü. Kukla han olarak sürekli yanında taşıdığı Mahmud Han ise bu sırada 11 Mart 1403'te ölmüştü.

Ankara Savaşı’ndan sonra Anadolu'da sekiz ay kadar kaldıktan sonra geri dönüş yoluna koyularak 1403 yılı Temmuz ayında Gürcistan'a gelen Timur kışlamak üzere Karabağ'a yöneldi. Kışı Karabağ'da geçirdikten sonra 1404 yılı Mart ayında Semerkant'a gitmek üzere Karabağ'dan hareket etti. Erdebil'e gelindiğinde daha önce kararlaştırılan toy toplandı ve altamgalı yarlık ile Hülagü Han tahtı, Azerbaycan, İstanbul'a kadar tüm Anadolu, Irak-ı Acem, Arran, Mugan, Ermenistan ve Gürcistan bölgeleri Miranşah oğlu Mirza Ömer'in idaresine bırakıldı. Miranşah'ın askerleri ve beyleri de ona verildi böylece Miranşah oğlunun buyruk ve vesayeti altına girmiş oluyordu. Timur 1404 yılı Temmuz ayında Semerkant'a geldi. Zaferlerini kutlamak için toylar düzenletti ve imar faaliyetlerine girişti. Torunlarından altısının nikâhlarını kıydırarak evlendirdi.

Timur'un mezarı Gur Emir
Timur'un mezarı Gur Emir

Ölümü

Timur, 18 Şubat 1405 tarihinde, Çin’e sefere giderken Otrar’da 69 yaşında öldü. Ölüm sebebi kulunç rahatsızlığı idi. Hemen, Semerkand’a getirilerek torunu Halil Sultan tarafından, daha önce ölmüş olan torunu Muhammed Sultan’ın Ruh Abâd yakınlarındaki medresesine defnedildi. Timur, torunu Muhammed Sultan'ı tahtının varisi gibi görüyordu. Ancak Muhammet Sultan'ın 1404 yılında, beklenmedik şekilde genç yaşında ölümünün ardından Timur bu çok sevdiği ve ardılı olarak gördüğü torunu için Semerkant’ın seçkin bir tepesinde adına yaraşır bir büyük mozeleum inşasını emretmiş Muhammed Sultan buraya defnedilmişti. Mozeleum, anıt mezar, camii ve medrese yapılarından oluşuyordu. Timur da ölümünün ardından çok sevdiği torununun yanına defnedildi. O zamandan sonra Gur Emir, tüm Timur hanedanın birlikte yattığı anıt mezar durumuna getirildi. Timur’un ölümünden sonra oğlu Şahruh, diğer oğlu Miranşah ve torunu Uluğ Bey buraya defnedildi. Gur Emir Mozolesi yedi bölümden oluşuyordu: Sağda Müslümanların dua ettiği hanaka, solda medrese ve merkezde mosoleum, iki tarafında anıtı tamamlayan iki minare. Medrese ve hanaka günümüze ulaşamamıştır. Anıtın yüksek kubbesinin altında üç sıra halinde yan yana yatan on kadar mermer mezar taşı bulunmakla birlikte Sadece Timur’un mezartaşı siyah renkte nephritis taşıdır ancak burası sembolik mezardır. Gerçek mezar bu salonun altındaki salonda bulunmaktadır ve ziyarete açık değildir. Timur’un bedeni, taş lahdinin içinde yatmaktadır. İslam geleneği ile başı Mekke’deki Kabe’ye yöneliktir. Orta Asya geleneğinde kutsal ölülerin mezarlarına konulan at kuyruğunun burada da bulunduğu mozelenin onarımı sırasında ortaya çıkarılmıştır.

Timur, Şehr-i Sebz’de yazlık sarayı yakınlarında, genç yaşta ölen iki oğlu, Cihangir ve Ömer Şah için Mozeleum Kompleksi inşa ettirmişti. Bu kompleks içinde kendisi için de bir mezar odası inşa ettirdiği bilinmekle birlikte bu konuda başka herhangi bir bilgi bulunmamaktaydı. 1960 yılında bir kız çocuğunun Timurlu Mozelesi Kompleksi yakınlarda oynarken üzerine bastığı yerin çöküp açılan çukura düşmesi ile birlikte Timur’un ölmeden kendisi için yaptırdığı mezar odası bulundu. Mezar odasının duvarındaki yazıtta Timur’un mezar odası olduğunu kayıtlı olmakla birlikte odada devasa bir lahit bulunmakta idi. Ağırlığı nedeniyle lahdin kapağı zorlukla açılabilmişti ve içinin boş olduğu görülmüştü. Timur sağlığında mezar odasını hazırlatmış, bu mezar odası muhtemelen Orta Asya geleneğine bağlı olarak Attila’ya, Cengiz Han’a yapıldığı gibi gizli tutulmuştu. Gur Emir ile birlikte Şehrisebz’deki mezar kopleksi bırakılmış ya da unutulmuştur.

Mezarının Açılması

19 Haziran 1941'de Sovyet antropolog Mikhail Gerasimov, Timur'un bedenini inceledi. Ancak Timur'un mezarını açmadan önce protestolarla karşılaşmıştı ve mezarın lanetli olduğuna dair bir inanış vardı. Anıt mezarında her kim olursa olsun Timur'un mezarını deşerse ülkesine savaş şeytanlarının dolacağını söyleyen bir yazı olduğu söylenir. Gerasimov mezarı açtıktan 3 gün sonra 22 Haziran 1941'de Nazi Almanyası'nın Sovyetler Birliğine savaş ilan etmesi, bu söylentinin popülerleşmesine ve günümüze dek gelmesine neden olmuştur. Lahitlerden çıkarılan kemikler Leningrad’da götürüldü ve incelendi. Timur'un bedeninde yapılan araştırmada, kendi çağına göre uzun sayılabilcek bir boyda 1.73 cm olmakla birlikte, geniş göğüslü ve belirgin elmacık kemikli biri olduğu anlaşıldı. Ayrıca onun kalça incinmesinden dolayı aksaklığı doğrulandı. Antropolog Gerasimov, kafataslarını inceleyerek tüm hanedanın portrelerini yaptı. Kasım 1942'de Stalingrad Zaferinden önce İslamî törenle tekrar defnedildi.

Fiziksel özellikleri ve şahsiyeti

Timur'un büstü. Mikhail Gerasimov (1941).

Timur ile ilgili kaynakların çoğunluğu Farsça olmakla birlikte, dönemin Arapça kaynaklarında da kendisi hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Doğumundan ölümüne, dış görünüşünden kişiliğine, günlük hayatından hakimiyet anlayışına kadar birçok özelliği, Timur ile bizzat görüşen veya kendisiyle aynı dönemde yaşayan tarihçilerinin eserlerinden öğrenilebilmektedir.

Timur’un dış görünüşü hakkında Arap kaynaklarında fazlaca bilgi mevcuttur. Bu bilgilere göre, Timur’un boyu uzun, vücudu heybetliydi. Omuzları geniş, başı büyük ve alnı genişti. Elleri ve ayakları iri, kol ve bacakları ise oldukça uzun ve kalındı. Görünüşü acayip ve ürkütücü olan Timur’un, suratı oldukça asık, sağ eli felçli ve sağ ayağı da topaldı. İbn Arabşah'a göre gençliğinde, koyun çalarken bir çoban tarafından omzundan ve kalçasından vurularak topal kaldığı için lenk lakabını almıştı. İbn Haldûn ise, Timur’un kendisine söylediğine göre, topal olmasına sebep olan bu ok yarasını gençliğinde yapmış olduğu bir baskın sırasında aldığını ifade etmektedir.

Moğollar'daki gökyüzünde bir tane güneş ve ay varken, yeryüzünde nasıl iki hakim olabilir fikri, Timur'da da görülmektedir. Dünya iki hükümdara yetecek kadar geniş değildir. Allah nasıl bir tane ise, sultan da bir tane olmalıdır düşüncesindeydi. Yine bir kadının iki kocası olmayacağı gibi bir devletin de yalnız tek hakimi olmalıdır sözü ona aittir. Bu düşünceleri Tümur'un soyundan gelen Babür'ün eserinde de görmek mümkündür.

Timur'un mühründe kuvvet doğruluktur anlamına gelen Rasti-rustî kazılı olması ve yazdığı mektupların sonuna da aynı ibareyi içeren damgasını vurması doğruluğa önem verdiğinin bir göstergesiydi. Yaklaşık otuz yıl boyunca geçtiği her yerde yıkıntılar ve yıkımlar bırakarak acımasız yüzünü göstermiştir. Ancak bazı olaylara bakıldığında Timur'un taş kalpli olmadığı, heyecanlandığı, ağladığı, sevdiği, yakınlarına ve dostlarına bağlı olduğu görülmektedir. Torununun ölüm haberini aldığında kendini yerden yere atmış ağlamış acısını belli etmiştir. Kızı Akabeg, büyük oğlu Cihangir, kız kardeşi Turhan Hatun'un birbirini takiben gerçekleşen ölümleriyle bir süre derin bir bezginlik içinde bulunsa da ölümler için Kuran ve hadis okuttuğu, bir taraftan tarih ve öyküler okutup dinleyerek üzüntüsünü unutarak yine hükûmet işleriyle ilgilenmekten geri kalmadığı görülür. Sinirleri sanıldığı kadar sağlam değildir. Önünde korkunç ve kanlı savaş öykülerinin anlatılmasına dayanamadığı, dilenciliği kabul etmediği, halkın yiyecek bulmasına dikkat ettiği bilinmektedir. Timur, bulunduğu mecliste gasp, saldırı, tecavüz ve kan dökmekle ilgili sözlerin dile getirilmesine ve küfür edilmesine asla izin vermezdi ve orada sadece yönetim ile ilgili tedbirler görüşülürdü.

Timur, başkenti Semerkant'ın ihtişamını arttırmak için sanatçıları, zanaatkarları, bilim adamlarını, şairleri, din adamlarını Semerkant'a çekmeye çalışmış hatta kimi zaman onları zorla Semerkant'a getirtmiştir. Timur seferlerinde geçtiği yerleri acımasız şekilde yakıp yakarken diğer yandan Semerkant'ı yeniden onarmıştır. Ele geçirdiği ülkelerdeki sıradan yontma işçisinden en büyük sanatçıya kadar birçok insanı daha önce görülmedik bir biçimde tek bir şehirde toplamayı başarmıştır. Semerkant'ı büyük yeteneklerin merkezi haline getirmiştir. Astronomi ve Fıkıh alimlerine çok hürmet gösterir onların sohbetlerini dinlemekten büyük keyif duyardı. Girdiği hiçbir ülkede de alimlerin incitilmesine müsaade etmemiştir. Gerek barış zamanında gerek savaş zamanında ünlü komutanların hayatlarını ve bunların seferlerini okumayı alışkanlık edinmişti. Şam'da ünlü tarihçi İbn Haldun ile yaptığı görüşmeler sırasında sahip olduğu tarih bilgisi ile İbn Haldun'u bile şaşırtmıştır. Türkçe, Moğolca ve Farsça olmak üzere üç dil bilmekteydi.

Timur'un Fransa kralı VI. Caharles'a mektubu.

Kendi ülkesi dahilinde, halk arasında haber toplayan görevliler bulunduğu gibi, diğer ülkelerde de casusları vardı. Bu casuslar sufi, derviş, tüccar, müneccim, asker, sanatkar, pehlivan olarak çeşitli ülkeleri dolaşır, bu ülkelerin şehir, kasaba yollar ve ileri gelenleri ile ilgili bilgi toplayarak Timur'a bildirirlerdi. Daha sonra Timur bu ülkeye gelip o şehir ile ilgili şeyleri sormaya başlayınca bu büyük bir hayret ve şaşkınlığa yol açardı.

Özbekistan Merkez Bankası tarafından 1999'da Özbekistan 500 somunun arkasında Timurun at üzerindeki resmi, 1999.

Timur satranç oynamayı çok severdi. Çok sinirlendiği zamanlarda da bu oyunu oynayarak rahatlardı. Satrancı mükemmel bir şekilde oynadığı için çok az kimsenin kendisiyle satranç oynamaya cesaret edebildiği Timur, normal satranç ile oynamayı aşmış ve büyük satrançla oynamaya başlamıştı. Yani satranç tahtasını ona on bire çıkarmış ve taşlara iki deve, iki zürafa, iki boğa, iki aslan, iki debbâbe, iki öncü, bir vezir, bir gözcü ve diğer bazı taşları eklemiştir. Timur’un satranççıları arasında Muhammed b. el-Akîl el-Haymî, Zeyneddin el-Yezdî ve başka kimseler vardı. Ama satrançılarının pîri aynı zamanda fakih ve muhaddis olan Alâeddin et-Tebrizî idi. Alâeddin et-Tebrizî ile büyük satranç oynayan Timur’un, satranç oyununun konumları ile hamleleri hakkında da şerhleri vardır. İbn Arabşah, Timur ile Alâeddin etTebrizi’nin yanlarında ayrıca bir yuvarlak bir de uzun satranç gördüğünü ifade etmektedir. Yine bir gün çok sevdiği bu oyunu oynarken rakibine Şah-Ruh yaptığı sırada Timur’a iki müjde getirilmiştir. Bunlardan birincisi bir erkek çocuk sâhibi olduğu, ikincisi de Ceyhun nehrinin Hıta tarafındaki kıyısına inşa ettirmekte olduğu şehrin tamamlandığı idi. Bunun üzerine Timur oğluna Şahruh, şehre ise Şahruhiyye adını vermiştir.

İslam diniyle olan ilişkisi

Vereshagin Vasiliy Vasilevich'in 1868'de çizdiği Timur dönemi Semerkand

Timur dindarlığının ötesinde İslam dinini siyasi amaçları için zekice kullanır ve yapmış olduğu faaliyetler için meşruiyet sağlardı. İslam hukukunun Cengiz Han yasasına üstünlük kazandığı Timur'un oğlu Şâhruh zamanındaki tarihçilerin Timur’u olduğundan daha çok dindar gösterme eğilimi taşıdıkları görülür. Timur, ulemâya Sünnîlik-Şiîlik meselelerine dair tartışmalar yaptırır, bu tartışmalara bizzat kendisi de katılırdı. Horasan’da Şiî Serbedârîler’in reisi Hâce Ali b. Müeyyed ile görüşmesinde Sünnîliği destekleyen, Mâzenderan’da Şiî seyyidlerini cezalandıran Timur, Şam bölgesinde Ali taraftarlığı tavrını takınmış ve Sünnîlerce koyu bir Şiî diye nitelenmişti. Şam'ın fethinde ise Yezid'in mezarını hiddetle tahrip ettirmesi Şiî olduğuna delil olarak gösterilmek istenmiştir 23 Eylül 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Ancak Timur'un II. Bayezid dönemi Osmanlı tarihçilerinden Edirneli Oruç Bey'in Tevârîh-i Âl-i Osman adlı eseri dışındaki herhangi bir kaynakta veya Timurlu kaynaklarında Yezid'in mezarını tahrip ettirdiğine dair bir bilgi yoktur.

Timur'un baş resmi dini danışmanı Hanefi alim Abdülcebbar Harezmi idi. Tirmiz'de, Gur-i Emir'de Timur'un yanında gömülü ruhani akıl hocasının Belhli Seyyid Baraka etkisi altına girmişti. Bir rivayete göre Timur'un, fırsat buldukça, Nakşibendilik tarikatı'nın kurucusu Şah-ı Nakşibend Muhammed'in hocası Seyyîd Emîr Külâl'ı ziyarete gittiği ve Şah-ı Nakşibend Muhammed'in hayır duasını aldığı belirtilmektedir. Semerkant’ta Timur’un inşa ettirdiği islami yapıların en önemlisi Semerkant'ta devasa ölçülere sahip, meşhed-cami ve medrese külliyesi olarak tasarlanan Bîbî Hanım Mescidi'dir. Onun inşa ettirdiği eserlerin en önemlilerinden bir diğeri Yesi şehrinde abidevi ölçülerle yeniden inşa ettirdiği Ahmed Yesevî Hankahı’dır. Timur'un veliaht tayin ettiği torunu Muhammed Sultan Mirza tarafından 1399 yılında başlatılan, asilzade çocuklarının terbiye ve tahsiline ayrılmış bir medrese ile hükümdarlık misafirlerinin ağırlanmasına mahsus bir külliye olarak teşkilâtlandırılan fakat 1403 yılında Muhammed Sultan Mirza'nın ardından da 1405 yılında Timur'un vefat etmesi sonucu buraya defnedilmelerinden sonra Gur-i Emir adıyla anılmaya başlanan yapı, Timurlu mimarisinin en güzel ve en önemli eserlerinden biri olup İslam türbe mimarisinin başta gelen örneklerindendir.

Eşleri

Timur'un kırk üç eşi ve cariyesi vardı: bu kadınların hepsi aynı zamanda onun eşiydi. Timur, bu kadınların babalarının veya eski kocalarının topraklarını fethederken düzinelerce kadını eşi ve cariyesi yaptı.

  • Durmuş Aga, Cihangir Mirza, Cihanşah Mirza ve Aka Begi'nin annesi;
  • Tolun Aga, cariye, I. Ömer Şeyh Mirza'nın annesi;
  • Mengli Aga, cariye, Miranşah'ın annesi;
  • Tugay Terken Aga, Emir Hüseyin'in dulu, Şahruh'un annesi;
  • Hand Melik Aga, İbrahim Mirza'nın annesi;
  • Olcay Türkan Aga (e. 1357/58), Emir Maşlah'ın kızı;
  • Saray Mülk Hanım (e. 1367), Kazan Han'ın kızı, Emir Hüseyin'in dulu;
  • İslam Aga (e. 1367), Emir Bayan Salduz'un kızı ve Emir Hüseyin'in dulu;
  • Ulus Aga (e. 1367), Emir Hizr Yasuri'nin kızı ve Emir Hüseyin'in dulu;
  • Dilşad Aga (e. 1374),
  • Tuman Aga (e. 1377),
  • Çolpan Mülk Aga,
  • Tukal Hanım (e. 1397), Mongol Han'ın kızı;
  • Tuğdi Bey Aga,
  • Sultan Aray Aga,
  • Melikanşah Aga,
  • Sultan Aga,

Erkek çocukları

Kızları

  • Aka Begi
  • Sultan Baht Begüm
  • Sa'adat Sultan
  • Bikijan
  • Kultu Sultan Ağa

Konuyla ilgili yayınlar

Ayrıca bakınız

Dış bağlantılar

Timur
Doğumu: 9 Nisan 1336 Ölümü: 18 Şubat 1405
Resmî unvanlar
Önce gelen
Emir Hüseyin
Timurid.svg
Timur Sultanı

1370-1405
Sonra gelen
Halil Sultan

Новое сообщение